“ben yaptım” dedektiflik bürosu

Pazar, Nisan 9th, 2006

Her sene olduğu gibi bu sene de 9 Nisan’da birbirinden garip olayların beni beklediğini adım gibi biliyordum. Bu sefer işi profesyonellikle ele alacaktım, sır perdesini aralamak konusunda kararlıydım. Sabah uyanır uyanmaz bej renkli trençkotumu, siyah fötr şapkamı, siyah deri eldivenlerimi ve siyah güneş gözlüklerimi takıp bir de sigara yakarak daktilomun başında olacakları beklemeye başladım. Profesyonellik bunu gerektiriyordu.

Beni şaşırtmayan olaylar ard arda gelişmeye başladı. Telefonum susmak bilmiyordu. Tüm arkadaşlarım Yaş Pasta Çetesinin kendilerini tehdit etmeye başladığını söylüyor, hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Hele ki baskılara dayanamayıp 3 karamelli, 7 frambuazlı, 4 de çikolatalı pasta alan yakın dostumun üzüntüsü beni derinden yaralamıştı. “Bu pastalarla ne yapacağım?” diye haykırıyor, gözyaşlarına gark oluyordu. Ona panik yapmaması gerektiğini, tüm pastaları hemen büroma getirmesini söyledim. İp uçlarını vakit kaybetmeden birleştirmem gerekiyordu. Fakat hay bin kunduz ki hiç bir şey bulamıyordum. Günün sonunda 32 karamelli, 65 frambuazlı, 42 çikolatalı pasta ve onca gözü yaşlı eş-dostla büromun loş odasında volta atıp sigara üstüne sigara yakarken buldum kendimi. Beyin kıvrımlarım adeta uyuşmuştu ve bu salya sümük ağlayan güruh her ne kadar sevdiğim insanlardan da oluşsa sinirimi bozmaya başlamıştı. Hepsinin eline üstünde “Winnie The Pooh” resimleri bulunan selpak ceplerden tutuşturdum ve evlerine yolladım. Beklenmedik bir olayla karşılaştıkları takdirde derhal beni aramalarını tembihledim.

İşte o an telefonum sanki “hepi böörtdey tuu yuuğ” diyerek acıyla çaldı. Kafamda bir ampul yanar gibi oldu ama hemen söndü. Arayan annemdi ve Yaş Pasta Çetesi muhtemelen onu da tehdit etmiş olmalı diye düşündüm. Fakat yanılıyordum. Annem “İyi ki doğdun yavrum” dedi. Bu ses kafamda defalarca yankılandı. Artık herşey netleşiyor, ipuçları kafamda birleşiyor hatta el ele tutuşup kutu kutu pense oynuyorlardı. İçimde tarif edilmez bir mutluluk, olayı çözmüş olmanın verdiği huzur vardı. “Ahahah, anneciğim teşekkür ederim, siz yapmamış olsaydınız tek başıma asla doğamazdım” dedim içimdeki tüm bu karışık duygularla.

Bu olayı bu kadar geç çözmem bazı çevrelerce beceriksizlik olarak adlandırılsa da hiç kulak asmadım. Sonuçta bu doğma işini yapalı çok sene olmuştu ve hatırlayamamış olmam gayet normaldi.

32 karamelli, 65 frambuazlı, 42 çikolatalı pasta ve ben, bu olayı büromda sessizce kutladık. “Ben olmasaydım hayat ne kadar da sıkıcı olurdu değil mi?” dedim sondan 5. yaş pastaya. Cevap vermedi. Boşverdim, sonuçta bu kostümümle yeterince karizmatiktim ve bir yaş pastanın beni cevapsız bırakması umrumda olacak son şeydi.

Yanımdan hiç eksik etmediğim kenarları yırtılmış fotoğrafı cüzdanımdan çıkardım. Uzun uzun inceledikten sonra ağabeyimi fotoşopla o hale getiren fotoğrafçıyı bir kez daha sevgiyle andım. 1981 senesine göre gayet başarılı bir iş yapmıştı. Ben o sırada ne o mutlu çerçevedeydim ne de hayattaydım. Aslına bakarsanız o kadar küçüktüm ki yoktum, bir terliksi hayvan bile benden çok hücreliydi. Fazla sorgulamadım. Bir kere olmuştum ve büyümekten başka bir seçeneğim yoktu. Sondan 5. yaş pastayı yedim.

familya.jpg
.