deleted
Cumartesi, Nisan 15th, 2006
F5 F5 F5.. ı-ıh. Yok olmayacak. Kendimi refresh edemiyorum. Ruhi’nin çamaşır makinesi bozuldu. Geçen haftaki değil ondan önceki cumartesi de böyle olmuştu. Dışarıda hava çok güzelmiş. Ben evden dışarı adım atmak istemiyorum.
Dış kapının üstünde anlam veremediğim bir tabela var. “GİRİŞ” yazıyor. Ne zaman kapıyı açsam tekrar tekrar odama dönüyorum. Zaten o notalarını çıkardığım şarkıyı da bir türlü istediğim gibi çalamadım. Ellerim terledi, kaydı, nefesim yetmedi, boğazım kurudu filan. Bilmem kaç ay eline almazsan flütü böyle olur işte. Ben hep çok maymun iştahlıydım zaten. Hiç değişmedi bu. Hiçbir şeyi tam manasıyla bilemedim, hakim olamadım, herhangi bir şeyde çok iyi olamadım. Hep “biraz” oldum, “eh işte” oldum. O masa tenisi maçında rakibim en yakın arkadaşım olduğu için yenmeyi önemsemedim. O sınavdan yüz almadım. Bir hevesle aldığım fotoğraf makinemi bir yerlerde toz tutmaya mahkum ettim. Fransızca kursunu yarım bıraktım. Yüksek lisans da neydi, hemen bıraktım. Ay yok yok onu sevmiyordum, derhal bıraktım. Tüm sevmelerim, ilgilerim şu’yum bu’yum, hepsi sadece kuru heves. Belki de bünyem gerekli hırsı üretemiyor, hiçbir şeye odaklanamıyorum. Bu kulağa hoş geliyor işte; “Şekerim odaklanma problemim var..”
Şaka gibi ama hayatta en iyi becerdiğim işler şunlar; yarım bırakmak, sıkılmak, unutmak.
Bugün kendimi çirkin hissediyorum. Güzel olup kendini çirkin hissetmektense, çirkin olup kendini güzel hissetmeyi tercih ederim. Güzelliğinin farkında olmayan insanlardan hoşlanmam. Herkes ne olduğunu bilmelidir.
Bir röportaj vardı. Hangi sene, nerede okudum, kimindi hatırlamıyorum. Sadece şu iki cümle:
-Sizi en çok ne mutlu eder?
-Aslına bakarsanız, beni hiçbir şey mutlu etmez.
