bugün çok mühim bir gün kendisi. çünkü bundan tam 28 yıl önce ağabeyim, ebesinin göbek bağı yerine minik rezistanslarla bezeli göbek kablosunu kesmesiyle annemin karnından dışarı çıkıvermişti. doğar doğmaz da elindeki minik kompleks parametrik impulslarla güçlendirilen godalinyum potanslarını emmeye başlamıştı böyle emzik gibi. dün gibi hatırlarım, annem haliyle “bey bu çocuk bi değişik oldu, bi tane daha yapalım güzelinden olsun” demişti ve beni yapmışlardı sonra. ne kadar haklı olduklarını da görmüşlerdi tabi.
ben doğduktan sonra o gün bugündür, kinder sürpriz kutularının içine ordan burdan bulduğu motorları yerleştirerek vantilatör, elektrikli süpürge gibi bilumum gereksiz icatlara girişen abim beni çekemediği için önceleri “acaba bıngıldağına dokunsam içine göçer mi?” merakıyla başlayan tüm keşfetme güdülerini üstümde güdülemiştir. kâh parmağını burnuma sokmuş, ardından “şimdi sıra sende” diyerek benim parmağımı kendi burnuna sokmaya çalışmış, kâh “gel canım kardeşim bak senle cici oyun oynıycaz” diyerek valiz içine kilitlemiş, kâh “saniyede kaç kere kafasında top sektirirsem ağlar” denemeleri yapmıştır. senet imzalatıp verdiğim ve geri gelmeyen harçlıklarımı hiç saymıyorum.
işte ben o minikcik yaşlarımda, doğuştan var olan üstün zekam sayesinde tüm bu yaşananlara karşı çok ama çok önemli bir savunma mekanizması geliştirmiştim sayın okuyucu: bağırmak! bu konuda gittikçe uzmanlaşmamsa kaçınılmazdı. yer altında bulunan gizli laboratuvarımda çiğ yumurta içip geceleri amansızca çalışıyor, çeşit çeşit çığlık atma metodları buluyordum. şaşırtıcı ama daha ilk geceden “imdaaaaaakkk, aaağhh, hiaaaayyyyy” adlı prorotiplerimi hazırlamıştım. test etmek için sabahın olmasını bekleyemiyor; heyecanımı yatıştırmak için, o zamanlar sudoku olmadığından mütevellit sudoku çözemiyor; onun yerine renk renk fasulyelerimi burnuma sokuyor; abaküsümün boncuklarını yalayarak fiş defterimdeki fişleri heceliyor; histerik kahkahalar atıyordum. sonunda gününü görecekti.
ve fakat talihsizliğim peşimi bırakmıyordu. mükemmel tekniklerle geliştirilmiş örs çatlatan, üzengi titreten silahımı gören kötü kalpli ağabeyim bir çırpıda karşı savunma geliştirmiş, ağzımı tutuvererek beni etkisiz hale getirmişti. bununla kalsa gene iyiydi, o da tüm kötü ve şeytani güçlerini birleştirerek yeni bir silah icat etmişti. “yerçekimsel tükmük damlaları!” kurbanının -yani benim- ellerini kollarını tutuyor, yere yatırdıktan sonra muhtemel bir çığlık yaratmak üzere açılan ağzıma doğru o yapışkan tükürüğünü sallandırıyor, uzatıyor ve yaylandırıyordu. o sırada durumuma mı yanayım, mükemmel buluşumun birdenbire çöküşüne mi yanayım, nerelere gideyim senin elinden caanım. ah ne acı günlerdi.
tüm bunlarla yetinmedi, gözlerini belerterek “ben senin aabin diilim, ben onun karşıt evrendeki gözü dönmüş kötü kalpli ruh ikiziyim” diyerek beni korkutmaya devam etti. savunmasız burnumu ısırdı. kendisi zamanında burnunu çok kurcaladığı için burun delikleri 3 baş parmak sığar çaplara ulaştığından, o hokka minik burnumu hiç çekemezdi zannımca.
sonra biz birden büyüdük. bir baktım abimle bara, diskoya, deniz kenarında kızlara bakma… aayh! şey, yüzmeye gider olmuşuz. böyle bir kankalık durumları filan. tabi ben içimden “kesin bi fitne fesatlık düşünüyodur” dedim, temkinli davrandım, pek yüz vermedim. bana ısmarladığı biralardan ilk yudumları hep ona içirdim. aa baktım hala yok bir kötülük, durdum ve “hmm..” dedim.
sonra o bir keresinde okumaya, büyük adam olmaya yurt dışına gitmişti. hele de bir keresinde 5 sene hiç dönmemişti. o zaman işte azıcık özler gibi olmuştum.
şimdi kendisi kıbrıs’ta allah’ıma bin şükürler olsunlar. o mesafeden burnumu ısıramıyor ne de olsa. hayır kocaman adam oldu, hala ısırıyor! ayıp denen bir şey var! benim de burnum var ve üstelik burnumun da canı var! madem ısırmak istiyor gitsin kendine esnetik, sentetik burunlar alsın, çitleyip çitleyip atsın filan.
burdan kendisine sesleniyorum! abi beni iyi dinle!
leberjer e son şiyen
jem mon şiyen
en bon gardiyen
kimanj pötüravey biyen
tombul kurbaa, seni seviyorum. nice mutlu yaşlara!
bi de kaç yaşına gelince büyümeyi düşünüyosun?