archive for Mayıs, 2006

petrolubenbuldum.org

Perşembe, Mayıs 11th, 2006

acelem yoktu. fakat her profesyonel gibi işimi zamanında bitirmek istiyordum. teknik ekibim ve ben develerimize atlayıp kahta çöllerine doğru yola çıktık. yüzüm gülüyordu! elimdeki tahta çatalım bana gayet olumlu sinyaller veriyordu. heyecanlıydım ve her profesyonel gibi sakindim.

önce bir vahaya uğrayıp susuzluğumuzu giderdik. sevgili devem çikilipap benden izin isteyip sahada dolaşmaya başladı. çikilipap’ın sismik duyarlılığının 10 tahta çatal gücünde olduğunu teknik ekibimden saklıyordum. her profesyonel gibi benim de kimseye anlatmayacağım meslek sırlarım vardı. biz susuzluğumuzu giderirken çikilipap sahadaki etüt çalışmasını bitirmiş, fizibilite raporlarını çıkarmıştı. kulağıma eğilip bana kuyu lokasyonunu fısıldadı. akabinde teknik ekibimi belirttiğim koordinatlara yönlendirdim. formasyon oldukça yumuşaktı. rezervuar yüzeyden en fazla 5000 m. derinlikteydi. tanrı yüksek teknolojiyi korusun, ekibim 2 saat içinde sondajı bitirmişti. gereken testleri yapıp, dünyanın en büyük rezervini bulmuş olduğumuza kanaat getirdik. her profesyonel gibi bu olayı şımarmadan ve bana yakışır bir tebessümle karşıladım. teknik ekibimle bu keşfimizi 45 tepsi baklava eşliğinde kutladık. sonunda amacıma ulaşmıştım. tüm bu işleri yapmamın altında yatan gerçek sebebi kimse bilmiyordu. üreten kuyumuza karşı tütünlerimizi içerken öğrencilik yıllarım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçmeye başladı. kulaklarımdan hiç gitmeyen, yankısı beynimin içinde git gide yükselen sorular.. o alaycı bakışlar.. o günleri düşündükçe hala aynı acıyı içimde hissediyordum. “türkiye’de petrol var mı evladım? aslında var da amerikalılar çıkarttırmıyo di mi? petrol mühendisi mi olcan sen? ne olcan yani?” birdenbire “haayırrr, haaağyııırrrr” diye haykırırken buldum kendimi. ter içindeydim. teknik ekibim beni buz gibi bir limonlu sodayla sakinleştirdi. artık tüm bu kabuslarla vedalaşma vakti gelmişti. buradan müzeyyen teyzelere, vedat amcalara, ayşelere, fatmalara, halitlere, mini mini abidinlere, kısacası tüm türk halkına sesleniyorum! türkiye’de petrol var ve ben buldum tağam mı?

petro not: petrol aramaları jeoloji mühendislerinin işidir, petrol mühendisleri lokasyon verildikten sonra sondajını yapar, petrol varsa da üretir. yazım yanıltıcı olmasın. benim petrol bulma işini üstlenmem çok yönlü bir profesyonel olmamdan kaynaklanıyor. her profesyonel gibi yaptığım her işte bir süperim filan. bugün de teknik ekibim ve ben başka sahalar keşfedip, türkiye’nin enerji sorununa kökten çözümler getireceğiz, esen kalın.

.

itinayla kâbus görülür

Pazartesi, Mayıs 8th, 2006

aa oda sıcakmış, diyip atletimle uyumaya karar verdim. [mereba ben gülşen] klip çekmiyordum oysa ki. televizyon açıktı, hıncal konuşup duruyordu kulağımın dibinde. abajurumun ampulü olmadığı için, televizyonun ışığından yararlanmak uğruna hıncal’a katlanabilirim diye düşündüm. süreyya ayhan avrupa şampiyonasına katılmayacağını açıklamış duymuş muydun? hıncal ve ben yücel kopp’un talihsiz bir karar vermiş olduğunu düşündük. sonra tuvaletin ışığını açtım ve televizyonu kapattım. hıncal’la uyumak istemiyordum.

çift kişilik yatakta hangi tarafa yatacağıma karar veremezken dalmışım. kedi sevdim. beyazdı. hatta güzel denebilecek bir kediydi. bizim okuldaki kaplanvari kedilerle alakası yoktu. cici kedi. gel bi seviyim. a-aa! tırmık hattı hayvan! üstelik ben onu seviyordum sadece. üstelik hiç kedi sevmediğim halde. sonra hiddetlendi kedi. ben onu severken gözlerimin içine bakarak, evet burası doğru, tam gözlerimin içine bakarak o güzel sustalı patisinden minik pençelerini çıkardı. elime batırdı, bastırdı bastırdı. hayır canım yanmıyordu, rüyaydı bu ama iyiden iyiye sinirlenmiştim. nankör kedi! kedi sağ işaret parmağıma çevik ama ahlaklı olmayan bir takım tırmıklar daha yaptı. sağ işaret parmağım iki eklem yerinden kopmak üzereydi. dikiş atılması gerekti. korkuyordum, rüyada acili nerden bulacaktım? parmağımı tuttum kopmasın diye.

uyandım, saat 01.30′du. üşümüştüm. dolabın üstündeki battaniyeyi aldım. üstüme uzun kollu bi şeyler giydim. tekrar dalmışım. kapı açıktı oysa ki iki defa kilitlemiştim gerçek hayatta. açıktı ve kapının aralığından minik bir çocuk silueti görüyordum. yataktan kalkmaya çalışıyordum, bağırmaya çalışıyordum, olmuyordu. tam kalkıcam, ah bu sefer oldu derken, çocuk uzaklaşıyordu. zaten kalkamadığımı görünce geri geliyordu minik adımlarla. çığlık atmaya çalışıyordum, ağzımı açıyordum ama o kadar çok uykum vardı ki ses çıkmıyordu. en sonunda başardım, gözlerimi açtım. çocuğa baktım. çocuk silueti sandığım şey yatağımın başında bulunan top gibi şeyden başkası değildi. demek ki ben gözü açık uyuyorum diye düşündüm. saat 03.30′du. hala üşüyordum. dolabın üstündeki ikinci battaniyeyi aldım. üstüme bir şey daha giydim.

dalmışım. odamdaydım. pencere açık, tül perde uçuşuyordu. dışarıda gerçekte olmayan lojman gibi çok katlı binalar vardı, pencerelere bakıyordum. bir televizyon ekranı görünüyordu herhangi bir pencereden ve ben tam perdeyi çekerken kendimi ve perdeyi çekişimi o televizyon ekranında görüyordum. televizyon telaşla kapatılıyordu. biri beni gözetliyordu (ulan)! çok korkuyordum. kendimi çok çıplak, çok savunmasız, her an tacize filan uğrayabilir gibi hissediyordum. evet daha önce de başka şehirlere gitmiştim ailemsiz. hatta pek küçük yaşlarda gitmiştim vs. ama kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim. hayır olsun.

best rigardz from adıyaman.

.

örl grey

Perşembe, Mayıs 4th, 2006

evet aynen böyle olacağını önceden biliyordum, çünkü her sabah oluyordu. yarı uykulu, serviste uyumuş ve hala açılamamış gözlerimle, elimde zeytinli poğaçamla odamdan içeri girdiğimde “günaydın güzellik” diyecekti. ben de “günaydın s bey” diyecektim. şaşırtıcı değildi. sonra çay alıcaktım çaycı tuğrul abi’den, o da peltek peltek günaydın diyecekti bana. çok sempatik, tanısanız siz de bayılırsı..

ama artık çay içmekten ölücem! lütfen daha fazla üstüme gelmeyin. “hadi bir çay söyle bakalım cadı” demeyin bana. ayrıca ne cadısı ya? hayatım boyunca “cadı” addedildiğim tek yer iş yerim. ayrıca cadı ne ya? üç yaşındaki çocuk muyum ben. ama bazen o kadar çok kahkaha atıyorum ki, kendi kulağım kendi kahkahamdan rahatsız oluyor. ben bir keresinde öküz gibi güldüm.

dediğim gibi, artık çay içmek istemiyorum. gerekli mercilere ne yazı yazcaksanız yazın. su bardağında çay olayına da sonuna kadar karşıyım. tuğrul abi darılma. elma çayı içicem az sonra, nedir bu devlet dairelerinin çay olayı? gencecik yaşımda nefret ettirdiniz, öldürdünüz beni! günaydın güzellik! sensin günaydın güzellik! söylemiş miydim? çok sinirliyim bugünlerde.

inanmazsın harikulade bi şey oldu: yazının sonunda tuğrul abi çay getirdi. s bey hapşurdu, çok yaşa dedim, “sen de gör güzellik” dedi.

.