archive for Haziran, 2006

conversion factor

Çarşamba, Haziran 28th, 2006

rüyamda timsah gördüm! boyu yaklaşık olarak 25-30 feet, yok yok 0.09 hektometre, bilemedin 9.8 yard, e hadi o da olmadı 9.5 E-16 ışık yılı vardı. ben kaçıyorum, ondan daha hızlı ilerliyorum sonuçta saatte 1.83 km/saat hızla yürüyorum, o da olmadı 1.6667 feet/saniye, onu da beğenmezsen 0.01893939 mil/dakika. ama o sırada rüyada birisi şey diyor; “timsahlar çok iyi koku alırlar, bu timsah burada 4 yıl boyunca, bilemedin 1.26144E+11 milisaniye, onu da beğenmezsen 0.004 milenyum -hani şu metalik gri ve kırmızıdan oluşan milenyumdan bahsediyor- hiç kıpırdamadan dursa da senin şu anki yürüdüğün yolları kokundan takip edebilir, seni bulur ve seni yer” -aslında bunu birisi söylemiyor ama olur ya hani rüyada vahiy gibi bi şey. o bilgiye nereden ulaştığımı bilmiyorum ama rüyada bunu biliyorum- sçtk! diyip, buna müteakiben daha hızlı koşuyorum. içimden hep şey diyorum, 2102400 dakika, bilemedin, 1460 gün, e onu da beğenmezsem 208.5714 hafta da geçse bulacak beni! şimdi kaçsam ne, kaçmasam ne fayda? timsah mıdır, deli midir, nedir belli değil. hayat ne garip. bi gün rüyalarımı vhs vidyoya çeker size de izletirim inşallah.

timsah: 1-gizli düşmanlarınız olduğu anlamına gelir. bu insanlara ve sağlığınıza dikkat edin. eğer timsah yakalayıp sizi yenilgiye uğratırsa, hayatınız gerçekten de tehlike içindedir. timsahı yenip, onu öldürürseniz, bütün sorunların üstesinden geleceğiniz anlamına gelir. 2-timsah görmek etrafınızda dolaşan kötü niyetli insanı temsil eder.

edit @14.34: bak aklıma ne geldi. eğer ben de 4 ışık yılı hızla, bilemedin 3.784211E+16 m/sn, onu da beğenmezsen 1.489847E+18 inch/sn hızla koşarsam timsah beni yakalayamaz ulan! sağlamasını yapalım: çiz o çarpıyı, yukarıya ilk çarpanın rakamları toplamı, aşağıya, ikinci çarpanın rakamları toplamını yaz. çarp ikisini, sağ tarafa da yaz o sonucun rakamlar toplamını. çarpımın rakamları toplamına eşit oldu değil mi? ben sana söylemiştim ama sen bu sağlamayı unutmuşsun ve umarım şimdi gözlerin dolmuştur. başka bi postta obeb, okek bulucaz, onu kaçırma.

*nasıl da şirin bir bilonk.

.

mor converse’li kızları severken pop-artizlik taslamak

Salı, Haziran 27th, 2006

fotoğraf & manipulasyon: benyaptım

model: güneş

kanepe: güneş’in abisinin, taksidi bitmedi.

mor duvar: en güzel fotoşop fırçalarıyla ben boyadım.

bilinmeyen gereksiz gerçekler: ben dün bu kanepede uyudum.

gizli amaç: tüketici toplumunu eleştirmeyi amaç filan edinmedim. konforlu koltuklar, file çorap, converse.. hepsinin, en çok da güneş’in hastasıyım. en kısa zamanda dünyayı ele geçirmek istiyorum bir de. amacım o yani.

.

saçlar amerikan

Perşembe, Haziran 15th, 2006

yıllar önceydi. 1991 belki. en fazla ilkokul 2′ye gidiyorum ama o kesin. tanımadığım bir şehire gitmişiz, amcamların yanına, bandırma’ya. mevsim kış. ev ahalisinde yaşıtım olan bir çocuk mevcut değil. o sıralar kuzenim bebek. apartmanda birisi benden 1 yaş küçük, diğeri de 1 yaş büyük iki kız kardeş oturuyor. amcam biz üçümüzü parka filan götürüyor. hiç bir zaman ilk girdiğim ortamlarda kendini gösteren, konuşkan bir çocuk olmadım. tek tük konuşuyorum. kendi halimde salıncağa biniyorum, kaydıraktan kayıyorum. tahteravalliye yanaşmıyorum. onun için bir kişi daha gerekir ve mazallah bunu yapmak için diğer çocuklarla diyalog kurmam gerekebilir. hemen utanıyorum. hemen önüme bakıyorum. hemen bir şeylerle oynuyor parmaklarım. herşey utangaçlığımdan kaynaklanıyor. gel zaman git zaman, işi büyütüp kızlarla evcilik filan oynuyoruz, galiba beni evlerine çağırmışlardı. benim saçlar o sırada amerikan! ön dişlerim dökülmek ve yeni çıkmak arasında tereddütlü bir şekilde gelişiyorlar. asla etek giymiyorum, küpe, kolye, bilezik takmıyorum. öyle şeyler içimi sıkıyor çünkü. kazaklarıma kurdeleler, boncuklar veya pembe renk hakim değil. ismim nadir duyulan bir isim olduğu için cinsiyet tahminini hepten zorlaştırıyor. neyse, bebekler var işte.. evcilik oynamak için gerekli ekipman var. kendi evimde olsam, gelinlikli barbie’m ve sarı ayım aliş evlenseler nasıl çocukları olurdu üstüne tezler hazırlıyor olacağım zamanı, bu pek de tanımadığım kızlarla sıradan bir şekilde evcilik oynayarak geçiriyorum. işte tam o sırada benden küçük olan kız bir soru soruyor. bakın bu soruyu sormasıyla herşey slow motion ilerliyor. uğultular.. kulaklarım uğulduyor.

“sen kız mısın erkek misin?”

kafamdan aşağı kaynar sular dökülüyor sanki. o kadar çok utanıyorum ki. ne diyeceğimi şaşırıyorum. kilitleniyorum. açıp şeyimi göstersem bile daha kolay olacak “ben kızım” demekten. bana bu soruyu sorduğuna inanamıyorum. hele ki ablası! meraklı gözlerle cevabımı bekliyor. “ben sizi arkadaşım sanmıştım sizin derdinizse pipimin olup olmadığı mı yani?” diye sormak tabi ki aklıma gelmiyor. utanıyorum. utanıyorum. baya bi utanıyorum. “ben.. ben tabi ki kızım” diyebiliyorum. açıkçası sonrasını pek de hatırlamıyorum. cep telefonum çalmış gibi yapıp, “annem beni çaldırdı ben eve gidiyim” filan demiş olabilirim. uff. o kızlardan nasıl da nefret ediyorum sonradan bu olayı düşündükçe.

bi keresinde umarım şimdi hepsi evde kalmışlardır!

.

olur olur

Pazartesi, Haziran 12th, 2006

.

fatigue failure

Perşembe, Haziran 8th, 2006

Alüminyum. Alüminyumla konuşsan da konuşmasan da alüminyum alüminyumdur. İnsanlar alüminyumla konuşmazlar, ki zaten alüminyum da insanlarla konuşmaz. 1.64 boyunda bir alüminyum parçası düşün, bir insan silüeti şeklinde olsun. Oldu mu? Tamam. Bu kısımdan sonra yaptıklarından sadece ve sen sorumlusun. Benim söylediklerimi yapıp yapmamak sana kalmış. Başlıyoruz. Tam gözlerinin olması gerektiği yere sağ işaret parmağının ucuyla iki delik aç. Korkmana gerek yok, seni hissedemez. Bir ağız boşluğu ve burun delikleri de olmalı. Dudaklara gerek yok. İnsanlar alüminyumu öpmezler. Öpseler bile alüminyum onları öpmez. Şimdi bu alüminyumu yanındaki sandalyeye oturt. İtekle biraz. Hırpala biraz. Sıkıl biraz. Hayır biraz değil, çokça sıkıl. “Olmaz olsun böyle alüminyum” de. Dedin mi? Tamam. Gözlerine bak, gözlerinin olması gerektiği yerdeki boşluğa bak. Dokun ona. Parçala biraz. Burun deliklerini ağzıyla birleştir örneğin, ardından gözleriyle birleştir, yüzünde kocaman bir delik aç. Açtın mı? Peki. Şimdi ayağa kaldır onu, duvara yasla ne bileyim. Tam karşısına geç. Tam karşısı olması gereken yere. Ne görüyorsun? Bu sen misin? Kendine ne yaptın? Sana hiç kimse esneme noktasını geçtiğin an metallerin geri döndürülemez bir şekilde yıprandığını öğretmedi mi? Fizik hocan kimdi Allah aşkına? Benimkisinin soyadı Kamacı’ydı. Ona hep Kamacı derdik. Biliyor musun, o adamın sınavına girseydin 100 üzerinden 45 alırdın. Ben 30 almıştım. Konumuza geri dönelim. Alüminyum parçalandı ve artık Kamacı’nın sınavından 100 üzerinden 100 alsan bile mutlu olmayacaksın. Noktayı aştın. Seni zorlamadım ve işte buradasın. En başta eğleniyor gibi görünüyordun oysa ki? Şu anda biliyorsun, alüminyum o eski alüminyum değil. Mühim de değil, ondan sıkılmıştın. Sen alüminyumla konuşmazsın, alüminyum da seninle -ki zaten bu yaptıklarından sonra alüminyumun konuşacağı varsa bile konuşmaz. Bir alüminyumdan çok şey bekliyorsun doğrusu. Bu yazıda keç defa alüminyum kelimesi geçiyor bunu da merak ediyor musun? Yazı bittikten sonra üşenmeden sayacak kadar insan olamazsın. Bir alüminyum olsa kesinlikle saymazdı. İnsanların yaptığı pek çok şeyi yapmaz alüminyum. Yorulmak hariç. Metaller. Yorulur. Tıpkı. İnsanlar. Gibi.

şekil-a rem

.