dostum yevski*
Çarşamba, Ağustos 30th, 2006
I
(…) Daha önceki “romantik kuşaktan bir genç kız tanımıştım; bir erkeği birkaç yıl esrarlı bir tutkuyla sevdikten sonra, onunla pekâlâ evlenebilecekken nedense kendi kendine birtakım aşılmaz engeller uydurarak sonunda, kişisel kaprislerinden, sırf Shakespeare’in Ofelia’sına benzemek için fırtınalı bir gecede kendini yüksek bir kayanın tepesinden oldukça derin, akıntılı bir ırmağa atıp canına kıymıştı. Öyle ki, çok önceden beğenip seçtiği bu kayanın görünümü öylesine güzel olmasaydı da, onun yerine dümdüz, basit bir sahil olsaydı belki de intihar etmezdi… (…)
I
(…) aile yaşamıyla ilgili, açıklanması çirkin kaçan şeyler anlatıyordu. Aslında herkese karısının hakaretine uğramış, gülünç bir koca olarak görünmekten hoşlanıyor, hatta yüzkarasını ballandıra ballandıra anlatmaktan sanki haz duyuyordu. “Kederlisiniz ya, rütbe kazanmış gibisiniz Fyodor Pavloviç,” diye takılanlar oluyordu ona. Hatta çoğu, yeniden başladığı soytarılığını pek sevdiğini, gülünç durumunu inadına anlamazlıktan geldiğini ekliyorlardı. Ama kim bilir, belki de saflığından böyle davranıyordu. (…)
IV
(…) Davranışlarında insanları yargılamak istemediğini, onları suçlamak görevini üzerine almaya yanaşmayacağını, ne olursa olsun onları suçlamayacağını belirten bir şey vardı. Hatta çoğunlukla pek üzülüyorsa da, kimseyi suçlamadan, her şeyi hoş karşılıyordu sanki. Üstelik bunda o denli ileri gitmişti ki, hiç kimse şaşırtamaz, ürkütemez olmuştu onu. (…) Yaşıtları arasında sivrilmeyi istemezdi. Belki de bunun için hiçbir zaman hiç kimseden korkmazdı; ne var ki, gözü pekliğinden gururlanmadığını; cesur, korkusuz olduğunun bile farkında değilmiş gibi davrandığını hemen anlamıştı çocuklar. Hiç kin tutmazdı. Bir saat sonra, ona hakaret eden arkadaşının ortadan sorduğu bir soruya hemen atılarak yanıt verdiği, ya da kendisinin gidip, aralarında kötü hiçbir şey geçmemiş gibi içtenlik, sevgi dolu bir tavırla onunla konuşmaya başladığı olurdu. Hem bunu, kendisine yapılan hakareti tesadüfen unutmuş, yahut bilerek bağışlamış değil, olayı bir hakaret saymamış gibi yapardı; çocukları ona bağlayan, gönüllerini kazanan da buydu işte. (…) Arada şunu da söyleyeyim, sınıfta hep en iyiler arasındaydı, ama hiçbir zaman birinci olmamıştır.
.
.
*“sevgili dostum yevski’ye çay ısmarlamak isterdim, gerçi kesin ölmüştür o da. insanın birebir düşündüğü başka bir insanın ölmesi nasıl bir yalnızlıktır bilir misin kanka… seni de dertlerimle sıktm :(((((7.5″ - oky, 07 07 ‘06

