archive for Eylül, 2006

mutlak değer içine alınmış masal

Cuma, Eylül 29th, 2006

yüksek tavanlı oda iliklerine kadar ahşap kokuyor. rüyasında uyanamadığını gören uyumakta olan kızın -o kız değil ki o ben’im- göz kapakları kadar hantal mobilyalar. ağır. öyle ağır. hava bile kadife bir bordo. uzandığı koltuğun tozlu rölyeflerinde gezdiriyor parmaklarını. bir battaniye altında olmak hiç bu kadar güven verici olmamıştı. battaniye. -battaniye değil ki kale’m o benim- bir battaniye hiç bu kadar kale olmamıştı daha önceden.. ve inanın insanlık tarihinde hiçbir bir beden başka bir bedene, koltukta yatmakta olan kızın battaniyesine teslim olduğu kadar teslim olmadı bugüne kadar.

işaret parmaklarıyla dünyayı mutlak değer içine alıyor. utanmıyor formüle dökmeye. şöyle bir şey olmalı diyor:

|dünya| = sessizlik

denklemleri, eşitlik olsun olmasın, paragraf başı yapıp ortalamak hangi yıllardan, hangi matematik dersinden kalma bir alışkanlık bilmiyor. ama hemen değiştiriyor formülü:

|dünya| = ± sessizlik

çünkü biliyor, sessizlikler pozitif ve negatif olmak üzere ikiye ayrılır. bir battaniyeyi mutlak değer içine alsaydık işareti değişmezdi, diye düşünürken, dünyayı mutlak değer içine alamayacağını bağırıyor bir seyyar satıcı. o bir seyyar satıcı nasıl da bağırıyor. nasıl? “bir göze bir gül! bir göze bir gül!” sanki hayatı boyunca hiç insan sesi duymamış da, bir tek bu ahşap yığınını dinlemiş gibi irkiliyor. irkildiğini kaşlarını çatmasından anlıyoruz. oysa ki o, kaşlarını hiç çat maz. mutlak değer çubuklarını gözlerine götürüyor. bunlar ne işe yarar ki. “bir göze bir gül! bir göze bir gül!” bir göze bir gül de ne demek oluyor canım. battaniyesini üstüne sarıp, pencereye koşuyor. ayak uçlarının her adımında biraz daha azalıyor yer çekimi. battaniyesini üstünde tutmaya çalışırken, bir yandan sabırsız hareketler eşliğinde açıyor penceresini ve dünya burnuna çarpıyor biraz. dünya gül mü kokuyordu? seyyar satıcı sepetindeki kadife, bordo gülleri ona doğru uzatırken, bu kez kızın gözlerine gözlerine bağırıyor. “bir göze bir gül!” güllere bakıyor kız. kokuya dalıyor. ellerini gözlerine götürüyor. bunlar ne işe yarar ki. “gözlerim neler gördün bugüne kadar, bana şimdi anlat çünkü benim bildiklerim senin gördüklerinle bir değil” diyor. gözler sus. pus. satıcı adama sesleniyor kız, “iki tane gül istiyorum!” adam gülleri satmak istemezmiş gibi bakıyor. gözlerini iki zeytin tanesini eline alırmış gibi çıkarıyor kız. bunlar ne işe yarar ki.satıcı adam çuval bezinden dikilmiş kesesine atıyor gözleri ve kıza dünyanın en güzel kokan iki gülünü veriyor. dünyanın en güzel kokan iki gülü ve kız battaniye altına dönüyor yeniden. adamsa devam ediyor yoluna, “bir göze bir gül!” penceresi dünyaya kapanan evde, ahşap kokusunun yerini gül kokusu alıyor tavana kadar. kız tam da kendini, gülleri ve battaniyesini mutlak değer içine alacakken, tam da uzanmışken dünyadan en uzak koltuğuna, dünyanın en güzel kokan iki gülü kızı kokluyor.. hem de öyle bir koklama ki bu, inanın insanlık tarihinde hiçbir bir beden başka bir bedeni; bu iki gülün, tam da kendini mutlak değer içine alacak olan bu kızı kokladığı gibi koklamadı bugüne kadar. kız ölüveriyor. postmodern masallar, bir kağıt yırtılması sesi gibi, aniden bitiyor. bazen masallar, çok gerçek oluyor.

.

user friendly mouth tapes!

Çarşamba, Eylül 27th, 2006

hahaha.jpg

hey dostum! bu bantlar bir harika!

kesiyorsun ve gerekli ağızlara yapıştırıyorsun!

üstelik bantın üzerine istediğin şeyi yazıyoruz!

hey ne duruyorsun? sen de kullan!

hey ne lan? hey!

.

her çeşitten ürettim çok şükür

.

.

.

.

.

tınmaz melâike

Perşembe, Eylül 21st, 2006

bak anlatıyor. şey diyor: adalara gidiyoruz. tam da bu küpeler kulağımda. a, b, q ve c adalarına gidiyor vapur sırayla. b ve q arasında kaşık adası var. kaptan, q adasında inecek var! iniyoruz. evler müstakil, faytonların yanından geçerken ağır bir koku burnumuza çarpıyor. yedi kişiyiz. sekizinci akşamki yemek için brokoli, semizotu salatası ve nefis bir barbunya yapmış evde bizi bekliyor. yedincinin bisikleti var, eve doğru yürürken sırayla biniyoruz birer tur. ben en son ne zaman bisiklete bindim? siz bana bakmasanıza, dengemi sağlayamıyorum!

pedalı çevirmeye başladıkça.. yirmi dört.. yirmi üç.. yirmi iki.. yirmi bir.. yirmi.. on dokuz.. on sekiz.. on yedi.. on altı.. on beş.. on dört.. on üç yaşındayım. sokağın sonuna kadar gidiyorum, arkamda kalan altı kişiye on bir yıl fark atmış olmanın verdiği tedirginlikle. dizlerimi kontrol ediyorum hemen, düpedüz tentürdiyot kokuyor. ya anne bu şeyi sürmek zorunda mıyız? sokağın sonundan geri dönüyorum, on üç.. on dört.. on beş.. on altı.. on yedi.. on sekiz.. on dokuz.. yirmi.. yirmi bir.. yirmi iki.. yirmi üç.. yirmi dört.

balık poşeti elimizde. iki katlı ahşap eve vardığımızda sekizinciyi üstünde basmaya benzer bir etekle görünce gülümsüyorum, sarılıyoruz. küçücük ev. bahçeye çıkarıyoruz masayı, sandalyeleri, elden ele taşıyoruz tabakları. çatal kaşık sesleri. altlarına üçgen şeklinde katlanmış peçeteler. mangalı yakıyor ikisi. kıvılcımlar çıkıyor. gözlerinden de. öyle bakarsan olacağı o zaten. geceden balık kılçıklarını ayıklayarak geçiyoruz. ayıklıyoruz. bir öksürük tutuyor beni. boğazım. boğazıma bir şey takılıyor.

(…)

.

merhaba ben polat, 30 yaşındayım

Salı, Eylül 19th, 2006

akşamüstü data toplamak için data merdivenini koluma takıp, on yedinci kattaki data bahçesine gittim. etrafta kimse var mı yok mu diye iyice kontrol ettikten sonra olgunlaşmış datayı dalından koparıp kâh sepetime attım, kâh döktüm, kâh saçtım, kâh birazını yedim filan. 1025. datumu da topladıktan sonra test değerlendirme bahçesine doğru yola çıkıyordum ki, bir adım bile ilerleyemedim. çünkü süheyla’yla karşılaştım. süheyla bu dünyada gördüğüm en geveze data bahçevanı ve tahmin et okuyucu bana ilk söylediği neydi; “biliyor musun, ben evlendim” aferin süheyla. devam et. haftasonu da tankut evlenmişti zaten. ondan önceki ay bayan purcina nişanlanmıştı. gene aynı hafta düriye nişanlandıymış. ondan önceki hafta serkut evlenmiştiydi. ay bi moralim sinirlendi, bak gördün mü anlatırken bile yeniden yaşıyorum o anı. ellerim titr titr titremeye ve canım datam teker teker yere saçılmaya başladı. ay bi şey oldum, ay data datum hoyt ay derken bütün sepettekiler yere saçıldı. el emeği göz nuru 1025 data döküldü. ben bi kötü ol. işte o sırada bayılmışım. ayıldığımda hâlâ data bahçesindeydim. bi de sayıklamışım. “ne var be ne, istesem ben de evlenirim, basarım nikahı hohaoha” demişim. data bahçevanı süheyla’ya rezil oldum. bi de dökülen datalar eteğime bulaşmış. basınç datası ya. ariel’le yıkasan bile çıkmaz. uğraş dur işin gücün yoksa.

.

bittersweet symphony

Pazartesi, Eylül 18th, 2006

dün dünyanın en mutlu insanı oldum ve ne yazık ki on beş dakika sürdü. (kronometre tuttum)

remdy warhol

burası kaç metreye kaç galon asit yapılır hesaplarına bile hakim olamamamız bizi bu kadar yanlış yönlendirmiş bir sürü insan ve en başta kendimiz odtü boğaziçi ve bilkent vb okul adları kendimizi bu denli kapana kıstırmış olmamız mühendis ol, mühendis olmazsan bir hiçsin zihniyeti ne istediğimizi bugün ancak anlamış olmamız devlette çalışma yaşantımızın garanti oluşu mutsuz olduğumuzu görmeyi reddedecek kadar iyiliğimizi düşünen anne ve babamız* perşembe günü özel yaşantınla ilgili bir problemin mi var diyerek bizimle uzun bir konuşma yapan müdürümüz sürekli yanlış yazdığımız rakamlar sürekli yaptığımız dikkatsizlikler herşeyin vakit kaybı gibi gelmesi ve ötesi gerçekten de vakit kaybı olması lütfen bak böyle yapmayalım lütfen hani iyiydik şimdi gel de gör bizi dün martılara çizi atan biz gitmişiz de yerimize kim gelmiş biz de bilemedik oysa ki bize hangi taraftan bakarsan bak o kadar süperiz ki saat 3 yönü olsun saat 8 yönü olsun hiç farketmez düpedüz iyi görünüyoruz insan bazen mutsuzken daha iyiymiş gibi yapıp olup olabileceğinden de iyi görünebiliyor oysa ki bir yer var bir yer gerçekten de var bu bahsettiklerimizin görülebileceği o da dünyanın kör noktasına denk geliyor noktalama işaretlerimizin yokluğundan artık biz kim olmuşuz sen anla sen değil o roman kahramanlarının adlarını ağızlarımıza alıp da densizlik yapmak kimseyi rahatsız etmek istemeyiz bir blog parçasında asıl anlamasını beklediklerimiz de ne burayı ne de o kitabı okuyacaklar zaten bizse buradaki günlerimizi sadece sayıyoruz 1 2 3 78 90 254 368 425 579 616 617

.