turgor

Perşembe, Eylül 7th, 2006

kapan şeklindeki iki pembe taç yaprağına dokunduğum anda bana küsmesi, sempatik sinir sistemimi aktive ediyor, göz bebeklerimin çapının büyümesine; kalp atışlarımın hızlanmasına; kan basıncımın artmasına; sindirim ve üriner kanallardaki sfinkterlerimin kapanmasına sebep oluyordu. bir bitkinin parmak uçlarımın küçücük dokunuşlarına kısa sürede bu kadar gözle görülür tepki verebilmesi beni dehşete düşürüyor; yapraklarını kapattıkça ona acı çektirdiğimi düşündüğümden ağır bir suçluluk duygusu altında eziliyor, hem de daha fazla yaprağını kapatabilmek için dayanılmaz bir istek duyuyordum. ayfer teyze her an balkona gelebilir, vita tenekesi içindeki bu savunmasız ve bir o kadar alıngan çiçeğe yaptığım insanlık dışı işkenceyi görebilirdi. parasempatik sinir sistemim sempatik sinir sistemimi dengelemeye kesinlikle yetmiyor, yetemiyor, ellerim terledikçe terliyordu.

bana bir saatten uzunmuş gibi gelen bu iki üç dakika sürmüş olması muhtemel zaman dilimi sonunda elimde bütün yapraklarını kapatmış, somurtkan bir çiçek vardı ve artık suçüstü yakalanma ihtimalim ortadan kalkmış olsa da var olan deliller bu suçu benim işlediğimi gösteriyordu. aklımı başımdan almış bu çok tepkili pembe taç yaprakların tekrar açılmaları zaman alacağı için parmak izlerimi silmek gibi bir seçeneğim de yoktu. ayfer teyze her an gelebilirdi ve elimde kendimi savunmak için tek bir şey, tek bir yalanım bile yoktu. açıkçası çiçekle konuşmayı denemedim çünkü küçük prensin o gerizekalı gülünden bile daha huysuz görünüyordu. 

etik değerlere uygun olmadığını bildiğim halde sevimliliğimi gerekirse bir silah olarak kullanmaktan çekinmemeye karar verdim. ayfer teyze balkona geldiği takdirde saksıyı arkama alıp, ustaca mimiklerimle dikkatini başka yöne çektikten sonra ondan şeker filan isteyebilirdim pekâlâ. hatta zorlasam kafamın üstünde altın sarısı, minik bir hare bile çıkartabilirdim. efekti de “pılip!” olurdu. göz ucuyla yaprakların yeniden açılıp açılmadığını kontrol ediyor, hiç bir gelişme olmadığını gördükçe bu durumun beni umutsuzluğa sürüklemesine izin vermemeye çalışıyordum. gizli planımı basamak basamak gözden geçirdim: pılip! “ayfer teyze n’aber bak ufo geçiyo! hooyt şakaaa! şekerin var mı ayfer teyze, n’aber?” üstün zeka gerektiren bu süper ötesi planım içimi biraz olsun rahatlatmıştı, başarımın haklı gururunu yaşamanın keyfini sürerken farkında olmadan sakinleşmiştim. dört yaşından büyük değildim ve vita kutusu içindeki bu bitkinin karşısında otururken kendimi yeniden çok ama çok iyi hissediyordum. çiçeğin de canı yanmamıştı zatendi.

ruhun şâd olsun ayfer teyze.

.