tınmaz melâike
Perşembe, Eylül 21st, 2006
bak anlatıyor. şey diyor: adalara gidiyoruz. tam da bu küpeler kulağımda. a, b, q ve c adalarına gidiyor vapur sırayla. b ve q arasında kaşık adası var. kaptan, q adasında inecek var! iniyoruz. evler müstakil, faytonların yanından geçerken ağır bir koku burnumuza çarpıyor. yedi kişiyiz. sekizinci akşamki yemek için brokoli, semizotu salatası ve nefis bir barbunya yapmış evde bizi bekliyor. yedincinin bisikleti var, eve doğru yürürken sırayla biniyoruz birer tur. ben en son ne zaman bisiklete bindim? siz bana bakmasanıza, dengemi sağlayamıyorum!
pedalı çevirmeye başladıkça.. yirmi dört.. yirmi üç.. yirmi iki.. yirmi bir.. yirmi.. on dokuz.. on sekiz.. on yedi.. on altı.. on beş.. on dört.. on üç yaşındayım. sokağın sonuna kadar gidiyorum, arkamda kalan altı kişiye on bir yıl fark atmış olmanın verdiği tedirginlikle. dizlerimi kontrol ediyorum hemen, düpedüz tentürdiyot kokuyor. ya anne bu şeyi sürmek zorunda mıyız? sokağın sonundan geri dönüyorum, on üç.. on dört.. on beş.. on altı.. on yedi.. on sekiz.. on dokuz.. yirmi.. yirmi bir.. yirmi iki.. yirmi üç.. yirmi dört.
balık poşeti elimizde. iki katlı ahşap eve vardığımızda sekizinciyi üstünde basmaya benzer bir etekle görünce gülümsüyorum, sarılıyoruz. küçücük ev. bahçeye çıkarıyoruz masayı, sandalyeleri, elden ele taşıyoruz tabakları. çatal kaşık sesleri. altlarına üçgen şeklinde katlanmış peçeteler. mangalı yakıyor ikisi. kıvılcımlar çıkıyor. gözlerinden de. öyle bakarsan olacağı o zaten. geceden balık kılçıklarını ayıklayarak geçiyoruz. ayıklıyoruz. bir öksürük tutuyor beni. boğazım. boğazıma bir şey takılıyor.
(…)
