uykumetre

Perşembe, Ekim 19th, 2006

nokia alarm zili şeklinde birdenbire çalmaya başlayan gövdesi 1 metre çapındaki zemberekli kırmızı saati susturdu ve “lütfen arkanıza yaslanın, seansa başlıyoruz” dedi. boynunda 3 steteskop asılı, elinde kırmızı bir uçan balon tutan, kırmızı rugan ayakkabılı, beyaz önlüklü bu adam her gün önünden geçtiğim taksi durağının şoförüydü. bense içinde bulunduğum göz kamaştırıcı beyazlıktaki odada bu mon ami yeşili koltuğun üstüne uzanmış nerede olduğumu anlamaya/anlamlandırmaya çalışıyordum.

“ah bir şeyi az kalsın unutuyordum” demesiyle önlüğünün sol üst cebinden çıkardığı kırmızı takma burnu burnuna taktı. “kırmızı takma burunlar burnumuza takmak içindir” derken, aynı “john locke” gibi güldü. “bu sakinleşmen için” diyerek elinde kırmızı uçan balonu elime tutuşturdu.

bir çeşit doktor mu, yoksa gerçekten taksici mi, yoksa bir çeşit insan mı olduğunu çözemediğim adam gözlerini kocaman açarak “fazla vaktimiz yok küçük hanım, ne düşleyecekseniz çabuk düşleyin, ben de merak ediyorum doğrusu” dedi. ne dediğine pek anlam veremesem de, fazla seçeneğim olmadığından düşlemeye başladım. düşlediğim şeylerin odada belirmesini ise kısa süreli bir şok içinde izledim. kısa süreli diyorum çünkü buna o kadar çabuk alıştım ki tüm vücudum rahatlamış bir şekilde saçma sapan şeyler hayal etmeye devam ettim. avucumun içinde bir muzlu big babol düşledim ve paketin içindeki 5 sakızı da ağzıma attım. sanırım bunu hep yapmak istemiştim.

5′li sakızımı şişirip şişirip patlatırken hayallerimin evinin orta boylu bir maketi yavaş yavaş oluşmaya başladı. kırmızı çatılı, müstakil bir ev düşlediğimi sanıyordum ki beliren şeyin sadece bir kombi olduğunu gördüm! taksici doktor bir kahkaha patlattı! “ne yani, düşün bir kombiden mi ibaret?” “evet ama dikkat ettiyseniz, markası vaillant, vayyant diye okunuyor!” dedim. sinirlenmiştim çünkü düşlerim bu kadar küçük olmamalıydı. lanet olası emlakçılar bilinç altımı bile kirletmişti. “2+1 kombili vikbikvik..” allah bin türlü merkezi ısıtmanızı versin.

odanın içinde pembe burunlu tavşanlar zıplıyor, kelebekler filan uçuyordu. konsantrasyonumu kaybetmiştim. zamanım daralıyordu ve benim düşleyebildiğim sadece vayyant marka bir kombi, bir iki tavşan, böcek filandı. bir an önce hayallerimin evini yapmalıydım. evin şurası şöyle süper, burası böyle süper, süper süper lüks, kirası da 5 ytl filan hahah! evet bunları yapabilirdim, yapacaktım, yapıyordum! … gövdesi 1 metre çapındaki zemberekli kırmızı saat nokia alarm zili şeklinde çalmasaydı eğer.

seans bitmişti. her şey kaybolmuştu. yatağımda yatıyordum. işe geç kalmıştım. umrumda değildi. çünkü dünyadaki herkes, sabah bir kaç dakika daha fazla uyuyup, daha fazla düşlemek için taksicilere para veriyordu. taksiciler düpedüz uyku tüccarlarıydı. seanslar da iki nokia alarm zili arasındaki erteleme süresi kadardı.

.