taygır aparkat, aduket atmak yasaktır.

Çarşamba, Ocak 17th, 2007

benyaptim.org, kadim kank oky’nin oyuna dahil etmesinden mütevellit, “hakkımda bilmediğiniz 5 şey”i sunar:

- I -

yatılı okumak başka bir şey: 15 yaşımdan beri ailemden uzakta yaşıyorum. fen lisesinde okumak uğruna alanya gibi bir ılıman maki cennetini ısparta gibi muhafazakar karasal bir şehre nasıl değiştim; hele hele “karnemin hepsi beş” bir öğrenciyken nasıl oldu da liseye başlamamla sınıfın vasatlarından biri oldum; öss’de ağırlıklı orta öğretim başarı puanından nasıl nasıl da harika bir kazık yedim bilmiyorum. ama en güzel okul yıllarım yatılı okul yıllarım ve en güzel dostlarım orada kazandığım dostlarım. yatılı okulda okumuş birisine her zaman farklı gözle bakıyorum, biliyorum ki o da “bizden”. yazmak istediklerimi sadece yatılı okuyanlar anlayacağı için, çok fazla deşmeden, anlayan anladığıyla, anlamayan da anlayamayacağıyla kalsın istiyorum. ukalaca yazılmış gibi oldu ama cidden öyle değil.

- II -

gereksiz kibire yer vermek istemem: abim benim liseye başladığım yaştayken, yurt dışında bir üniversiteye gitti -ve aslında biz çocuklarını yurt dışında okutacak zenginlikte bir aile değil, düz memur aileyiz. o sıralarda -sene 1994, yurt dışında okumak bu kadar yaygın değildi sanırım- abim kendisi hakkında “abim amerika’da okuyor” dememi istemez, bana hep “abim yurt dışında okuyor” dedirtirdi. sanki hava atıyormuş gibi görünmekten korkuyorduk galiba. ben hâlâ çoğu zaman, çoğu şeyi, hava atıyormuş gibi görünmemek için es geçerim -takıntı işte. çünkü söyleyeceğim şeyin karşıdakine ne ifade edeceğini kestiremem. oysa ki artık amerika o kadar da uzak ve gidilmesi garipsenecek bir yer değil, huh? o açıdan bakıldığında “abim yurt dışında okuyor” cümlesi gereksiz bir kibire dönüşüyor gözümde. yani amerika’yı gereksizce yüceltiyormuşum, amerika’da okumayı tevazu gerektiren bir meziyet gibi lanse ediyormuşum gibi hissediyorum. “abim yurt dışında okuyor” demek mi, “abim amerika’da okuyor” demek mi daha iyi bir seçim karar veremiyorum. burada konu amerika/yurt dışında okumak değil tabi ki. ben bir şey söylemek için “a’yı mı b’yi mi seçerek anlatmalıyım?”, “hangisiyle kendimi en doğru şekilde ifade ederim?” çıkmazına sık sık düşüyorum.

- III -

nefret etmem: tabi ki hoşlanmadığım yemekler, insanlar, filmler, kitaplar filanlar var fakat hayatım boyunca hiçbir şeyden nefret etmedim ve edeceğimi de sanmıyorum, daha doğrusu ben nefret edemiyorum. bu ne bir yetenek, ne de bir sorun, sadece bünyemle ilgili öyle bir şey işte.

- IV -

annemin kızıyım: yaşım ilerledikçe hem dış görünüş, hem de takıntılar bazında giderek ve kaçınılmaz bir şekilde anneme benzediğimi görüyorum. benim annem bir hemşire ve evet sakın oraya dokunma orası bakteri dolu!!! şekerliğin içinde kaşık bırakma çünkü çayımıza şeker atmak için biz her seferinde o kaşığa dokunuyoruz ve o kaşık her seferinde şekere değiyor ve bakteriler ve bakteriler ve bakteriler! ayağına terlik giy, ayağına çorap giy, üstüne hırka al, bulaşık eldiveni tak vs vs vs… annemin mutfakta bir sigara içiş modu vardır -bundan jelatin’e bahsetmiştim belki hatırlar (:- sigara sağ elde, böyle sol kolu sağ kolunun dirseğinin altında, beyninin senaryo yazma merkezi iş başındayken, endişeli bir yüz ifadesiyle oturur. bazen mutfakta otururken kendimi aynen bu şekilde yakalıyorum. anneme benzediğim için garip bir mutluluk duyarken, aynı zamanda garip bir şekilde endişeleniyorum.

- V -

çok iyi masa-tenisi oynarım: evet çok iyi masa tenisi oynuyorum ve bunu da hiç laf arasında geçirememiştim, burada yazdım iyi oldu.

kank, paragrafı özetleyen vurgulu, bold cümleleri senden gördüm, senden öykündüm, haberin olsun. electric boogie ve saadet zinciri kombinasyonu bu oyuna jelatin ve tırtköşe‘yi davet ediyorum.

.