touch, feel and be!
Perşembe, Ocak 11th, 2007
sometimes I cannot decide whether
I am inspired by something
or
I am suffering from it!?!?!!
*[dokun, hisset ve ol!] bazı zamanlar bir şeyden ilham mı alıyorum, acı mı çekiyorum karar veremiyorum.
Perşembe, Ocak 11th, 2007
sometimes I cannot decide whether
I am inspired by something
or
I am suffering from it!?!?!!
*[dokun, hisset ve ol!] bazı zamanlar bir şeyden ilham mı alıyorum, acı mı çekiyorum karar veremiyorum.
Cuma, Ocak 5th, 2007
diyeceğim asıl şu yazıyla ilgili: kendini prenses sanma gereçleri. bu yazıyı okuyan birisi gayet de “aa kıza bakh kendini prenses sanıyor, çok aferin” diyebilir. evet doğru aslında, bir ufak rüzgar, bir de güzel paltom var diye kendimi prenses sanabilirim ben. vaov prenses!prenses ne yapar hemen onu hayal ediyorum, musa’nın ikiye böldüğü nehir gibi ikiye ayrılmış halkın arasından arabasıyla mağrur bir edayla geçiyor. gözlerini hafif kaldırıyor, hafif yere bakıyor, gülümsüyor ama o-ne-gü-lüm-se-yiş! işte bu gülümseyişle halkını selamlıyor prenses. bir gülümseyişle halkını selamlayabilene prenses deniyor.
hemen bu çerçeveye kendimi koyuyorum. hayatımda hiç olmadığım kadar ağırbaşlıyım ve mağrur oluşum kimseyi rahatsız etmiyor, ben prensesim! sıra geldi halkı selamlamaya. -ahaha, hayale bak müzeyyen, prensessen illa ki halkı selamlıycaksın- ben ayağa kalkıp elimi kolumu sallaya sallaya, otuz iki dişimi göstere göstere sırıtarak selamlıyorum herkesi! işte orada bitiyor prenseslik. bir saç dalgalandıran rüzgar, bir de kemik rengi paltoyla olacak şeyler değil bunlar diyorum.
Pazartesi, Ocak 1st, 2007
duvarda “odamda sigara içmeyin” yazılı seramik bi şey. hemen üstünde miki mouse’ın sevgilisi minnie var.
“odamda sigara içmeyin”, oldu meleğim, içmeyiz tabi, keşke sen de bu şeyi astıktan bi 10 yıl kadar sonra hala sigara içmiyor olsaydın. yarısı büyükbabam, yarısı annem, yarısı babamdan kalan ve diğerleri gazeteden kesilen kuponlar vasıtasıyla eve giren kitaplar. devrimler ansiklopedisi, spor ansiklopedisi, temel bilimler ansiklopedisi, birkaç agatha christie kitabı, sonra bu satırları yazarken gözümün iliştiği üstünde remzi kitabevi yazan bir kitap. elime aldım. Tek Adam - “Kahraman olan, kahraman kalabilendir. Yoksa tesadüfün yükselttiği adam, bir taraftan iç güdülerinin değersiz çatışmaları, diğer taraftan zamanın, insaf tanımayan çarkları içinde kendini, pek çabuk yer, bitirir. Mustafa Kemal bir kahramandı. Kahraman olarak kalmasını bildi…” iki gözüm önüme aksın bugün cumhuriyet bayramı filan olsa bu sözleri alıntılamazdım. bu takıntım şu an bayram veya yılbaşından bahsetmek istemememle ilişkilendirilebilir. reklamcılıkta kesin bir adı vardır bunun. yılbaşından ve bayramdan bahsedilmesi olağan bir zaman diliminde neden bunlardan bahsedip, vurgularımızın gümbürtüye gitmesine razı olalım patricia? pink blue green olmamayı seçip, pink blue green olmak dışarıdan bizi biraz “cool” gösteriyor. oysaki bizim düpedüz kendimizi ifade edememe problemimiz var. gene de alfabenin ilk 15 harfini sana versem ve son 14′ünü ben alsam, destan gibi bir yaban mersini kokusu masalı yazarız biz. hem de hiç kavga etmeden. bizim kavga edememe problemimiz var.
raflardaki kitaplar genelde ortaokul zamanlarıma denk geliyor. sonlarını okurken ağladığım kitaplar; lisede bilim ve biyoloji aşkıyla yanıp tutuşurken aldığım iki tübitak kitabı; michael ende’in bir çocuk kitabı sanılabilecek “momo” adlı kitabı; en azından elime mutlaka bir kez aldığım ama okumadığım kitaplar; okurken sıkıldığım kitaplar; genelde doğum günlerimde alınan küçük biblolar, truffy kartları, gene truffy’den “üstün dağınıklık beratı”, “odamın kuralları”, kel truffy adamları; atatürk resimleri; eski kasetler; leman’dan kesip yapıştırdığım karikatürler; marlon’un büyütülmüş bir çıktısı; ütü -anne bunu buraya ne zaman koydun?- masası; dolabın içinde bana küçük gelen veya artık giymediğim kıyafetler; annemin benden yaşlı olduğunu bildiğim tuvalet masasının bordo pufu; sözlükLER, İNGİLİZCE-TÜRKÇE, TÜRKÇE-ALMANCA, FRANSIZCA-TÜRKÇE SÖZLÜKLER; ABİM ÜNİVERSİTEYE GİTTİKTEN SONRA ÜST KATININ KESİLİP ALTTAKİ YATAĞIN ALTINA MONTE EDİLDİĞİ -ARTIK RANZA OLMAYAN- RANZA; RANZANIN ÜSTÜNDEKİ ÇIKARTMALAR; ABİMİN LİSEDEYKEN YAPIŞTIRDIĞI ÇIKARTMALAR; BENİM İLKOKULDAYKEN YAPIŞTIRDIĞIM ÇIKARTMALAR; BLUE JEAN ÇIKARTMALARI; NEREDEN GELDİĞİNİ BİLMEDİĞİM ÇIKARTMALAR; ESKİ DERGİLER; ESKİ LEMANLAR; ESKİ L-MANYAKLAR; YATMADAN ÖNCE OKUMAZSAM UYKUMUN GELMEDİĞİ REDKİT’LER; RUTUBET KOKULU, SARARMIŞ YAPRAKLI, ÜSTÜNDE GENCECİK ECEVİTLERİ DEMİRELLERİ GÖRDÜĞÜMDE BANA HİÇBİR ŞEY İFADE ETMEMİŞ OLAN VE SONRADAN BEYNİMİ FLASH’IP BACK’TİREN GIRGIRLAR; ESKİ HOPARLÖRLER; ESKİ ÇANTALAR; İKİ SANDALYE; BİR ÜTÜ; PERGELLER; GÖNYELER; İLETKİLER; ODAMDA SİGARA İÇMEYİN’LER, ODAMDA SİGARA İÇMEYİN’LER, ODAMDA SİGARA İÇMEYİN’LER!!!
hangi odandan bahsediyorsun meleğim? üstüne bal sürülmüş bir dilim kızarmış ekmeği yiyip okul servisine yetişmeye çalışırken atkı-bere takmak için uğraşmadığın; yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı iklimleri terk ettiğinde sen on beş yaşındaydın. artık sana düşen, bayram tebriklerinde altı çizili, bold ve de italik “hayırlı nasip” dileyen büyüklerine “amin” demektir. şimdi odanda bi sigara iç. öptüm.