archive for Şubat, 2007

can yakma kültürü I

Cumartesi, Şubat 24th, 2007

Silah yanlışlıkla patladı. Yanlışlıkla mı patladı? Hayır, inandırıcı değil. Ortada bir silah varsa, tetiğe basmak isteyen gönüllü birileri mutlaka vardır. Fakat olaya masumiyet katma çabamız bizi bu cümleye götürüyor; “Silah yanlışlıkla patladı.” Kadın saçlarını ıskalayan kurşunun geçisini hiddet dolu nefes alış-verişler eşliğinde izlerken, elini bıçağının gümüş kakmalı kabzasına çoktan götürmüştü bile. Tam buraya hızlı çekim, svisssss efektli bir bıçak fırlatma sahnesi! Erkeğin alnına düşen bir tutam siyah saçı beraberinde götüren bıçağın küstahlığı, erkeğin yüzüne acımak nedir bilmeyen bir gülümseme bıraktı. Şu asil surattaki dudak titremesine de bir bakın, kadın bundan hiç de etkilenmiş gibi görünmedi. Kafasını öne eğmiş, muhtemelen saçlarının ucundaki kırıkları filan kontrol ediyordu. Aptal kadın. Canı yandı, yanmamış gibi yaptı. Can yaktı, yakmamış gibi yaptı. Şaşırtıcı olmayacağı üzre, sonunda yönetmeni bile çıldırttı: “Tanrı aşkına biri şu kadını setten çıkarsıııııın!”

Tam buraya, yavaş çekim, dannnnnn efektli bir silah patlama sahnesi..
tache-comete.gif

.

volümetrik hesaplar

Salı, Şubat 20th, 2007

bugün turnikeden geçerken kart okuyucuya sıkı sıkı ördüğünüz saçlarınızı okutmayı öğreneceğiz. siyah bond çantalar. kahverengi bond çantalar. gri bond çantalar. buyrun zeytinli poğaçanız. asansör düğmeleri, 4. katlar, 11. katlar ve 18. katlar. günaydınlar, günaydınlar. buyrun duble çayınız. bugün excel tablolarından uçurtma, koridarda yankılanan yüksek ökçe seslerinden uçurtma kuyruğu yapmayı öğreneceğiz. saçınızı açın. bu olmadı, bu, bu ve bu da olmadı! ah, ne güzel olmadı. bugün bütün dataları revize etmemeyi öğreneceğiz. bugün bütün deterministik ve stokastik hesapları bakkala pirinç almaya göndereceğiz. bugün bütün bilgisayarları formatlayacağız, klavyeni kır, kalemini aç yavrum. bugün kümeleri değiştirip, sizi özelikle o hoşlandığınız çocuğun yanına oturtacağız, tırnak kontrolü filan yapacağız hatta. yerli malı günü düzenleyip, tüm binayı mandalina kokusuna boğacağız, genel müdürün elleriyle yaptığı keklerden yiyeceğiz. tüm bunları yaparken maliyet analizlerini hiç ama hiç düşünmeyeceğiz. banknotlardan çekirdek külahı yapıp, kumaş mendillerimizi dört bir yanından burmak suretiyle kafamıza geçireceğiz.

sonra… hep beraber oturup, blog yazacağız! hahaha, daire başkanı bilgisayar başına oturup bloguna çiçekler filan koyacak. “sevgili günlük, bu ay üretim % 81 oranında gerçekleşti, genel müdür bana çok bağırdı, kafama kül tablası fırlattı :.(” filan yazacak! çaycı mesela, şey diyecek “1103 numaralı odaya uyuz oluyorum, insan 15 dakikada bi çay ister mi yaaaö! fiş parasını da hep unutturuyo pis >: (” hahahaha! sonra müdürüm gelicek yanıma “remedyos son yazını okudum çok güzeldi, aferin” diycek, kafamı okşıycak ve kulağıma usulca “bi ara bana da link versene ; )” diycek! ahahahahahaa! oley! bütün büyü bozulacak! ilk paragrafta çocukluğumuza doğru gidiyoduk, ne güzeldi di mi, ayyy ne güzeldi yaaö, çok afedersin ama yanıldın! güzelmiş! yarın seni ilkokula göndersek zırlaya zırlaya geri dönersin, hastaymış numarası yaparsın. dışarıda hava çok güzelmiş, dersi dışarıda işleyebilir miymişiz? hayır çocuğum, otur bilog yaz! altıkeredokuz, ellaltı. yedikeredokuz, altmışüç. yerli malı güzeldi ama o ayrı. bak benim de canım kısır istedi şimdi. önne dön!

.

black ribbons of coal*

Pazar, Şubat 11th, 2007

dolmuş kültablasını boşalttım, pencereyi açtım ve odayı biraz daha havalandırdım. dün gece yatağımda harika bir cümle yazdım ve sabah çoktan unutmuştum. bulaşıkları yıkadım, yerleri sildim, zil çalmadan kapıyı açtım. çünkü ben yapılması gereken şeyleri bir an önce yapmayı severim. o şeyi yapmadığım her saniye bana acı verir. çamaşırları ayırdım; renkliler, siyahlar ve beyazlar. dünyadaki her şey sadece üçe ayrılıyordu. en fazla üçe ayrılıyordu. daha fazlası abartmak oluyordu-dürüst olalım. dolmuş kültablasını boşalttım, bir sigara daha yaktım, mutfak tezgahını sildim ve bozulan yemekleri çöpe döktüm. ayakkabı bağcıklarımı bağladım, montumun düğmelerini ilikledim. perdelerimi gece olunca açtım, yatmadan önce makyajımı tazeledim, pijamalarımı zaten hiç çıkarmamıştım. konuşmam gereken zamanların hepsinde ama hepsinde sıkı sıkı sustum, tüm kapıların fermuarını çektim. dünyadaki her şeyin sadece fermuarı vardı ve şu dişli çarklar, palangalar, kaldıraçlar filan hepsi abartılmış sistemlerdi. kültablasını boşalttım, konuklara bir kurşun daha sıktım, pudra şekerinden karlar yağdırdım ve evet, bu küçük dağların hepsini ben yaptım! halının üstünde gözüme çarpan birkaç saç telini topladım, henüz dolmamış kültablasını boşalttım, çatısı uçmuş evin pencelerini biraz daha, biraz daha açtım ve odayı biraz daha havalandırdım. kırdığım tüm tabakları tek tek yıkadım, zil defalarca çaldığı halde kapının yolunu bulamadım, renklileri, siyahları ve beyazları ayrı ayrı yaktım. dünyadaki her şey sadece ikiye ayrılıyordu. en fazla ikiye ayrılıyordu. daha fazlası abartmak oluyordu-dürüst olalım. dolmamış kültablasını boşalttım, bir sigara daha söndürdüm, mutfak tezgahının tümünü çekiçle kırdım, yaptığım tüm yemekleri çöpe döktüm, ayakkabı bağcıklarımı kestim, montumun düğmelerini kopardım ve..

durdum.

abartılmış öfke bir tür yüzleşme/terapi şeklidir.

.

thank google it’s friday & it’s you!

Cuma, Şubat 9th, 2007

The black cat and the white cat,
that are good luck and bad luck,
a lot of good luck and a lot of bad luck.
And in between there life plays,
*EMIR KUSTURICA

.

domestic issues

Perşembe, Şubat 8th, 2007

i wish life had a “delete all spam” function.

* * *

bugün de mevzuattaki boşluklardan yararlandık. şüphesiz en güzel sanat, tecahüli cengiz’dir. yani, çok şey anlattığını düşünüp, hiçbir şey anlatmama sanatı. tam da istediğim gibi! benyaptım.

.