remcocuk.txt

Pazar, Nisan 29th, 2007

konu: kişinin kendi çocukluğuna vereceği öğüt/nasihat/tavsiye

eğer zamanda yolculuk mümkün olsaydı veya paralel evrenlerden birinde henüz çocukluğunuz yaşanırken oraya geçebilseydiniz, şimdiki aklınızla o yıllara dönüp de ‘küçük siz’le karşılaşsaydınız, ona ne öğüt verir ya da ne tavsiye ederdiniz?

coskulu bir meksika dalgasinin oley’ine gizlenmis bir e olarak bu soruya cevap vericem simdi. (meraba cul, seni mujk)

çocuklugumla karsilassaydim, bi kere mutlaka cebimde bi semsiye çikolata bulundurmaya özen gösterirdim. su adam kurabiyelerden de olur. biliyorum, bunlara dayanamiyo çünkü. çocuklarla iletisim kuramama paranoyam sebebiyle, ilk anda -karsimdaki çocuk kendim olsam bile- büyük bi resmiyetle elini filan sikmaya çalisir, islerin nasil gittigini sorardim. sonra ona insanlarin yüzlerine bakip isimlerini tahmin edebildigimi söyler, “yoksa senin adin mehlika mi? bildim di mi, bu da benim yetenegim iste.. öhhm” derdim. sonra çocuklugum benden utanir, ne konusacagini bilemediginden susar ama onunla ilgilenmemden hosnut gülümserdi. biraz romantik kaçicak belki ama, ona sadece “gördügü rüyalari kontrol edebilmesinin tadini çikarmasini” ögütlerdim. bu kadar (:

dün gece bu satırları yazıp notepad’e kaydettikten sonra, publish etmekten vazgeçtim, uyudum.. ve rüyamda çocukluğumu gördüm. genelde oldukça absürd rüyalar görürüm. dün gece gördüğüm rüya da alışılagelmiş absürdlükte bir rüyaydı.

ortaokuldan arkadaşlarımla bir dersteymişiz ama sınıfta değil, deniz kenarındayız. deniz kenarında toplanma sebebimizse klasik bir vb x dsıvı sorusu çözecek olmamız. bu derse uygulamalı fizik dersi diyebilir miyiz? diyelim. bir test sorusuna ait iki boyutlu bir resimden fırlamış gibi duran, muntazam küp bloklardan oluşan bir cisme bakıyoruz. sınıfın oğlanları suya atlayıp soruyla ilgili bir şeyler yapıyorlar. hepimizin üstünde tulumlar ve çelik botlar var, sanki denizde değil de sondaj kulesindeymişiz gibi. o sırada ben de suya atlamak istiyorum ama bi türlü atlayamıyorum. işte tam o an, bi yunus gelip beni burnuyla suya itiyor! o nasıl bir mutluluk, bütün vücudum vbatan olmuş! üstümdeki tuluma, çelik botlara rağmen yüzüyorum. su tam bir akdeniz, ılık ve tuzlu. yunus da hemen yanıbaşımda, benimle birlikte yüzüyor. (rüyalarımda kesinlikle ama kesinlikle su altında nefes alamama problemi yaşamam)

o yunusun kendim olduğunu nerden mi anlıyorum? dün gece şu yeşil tırnak içi yazıları yazarken, kendi çocukluğumu görsem onu iki yanağından tutup öpemeyeceğimi düşünmüştüm. hiçbir zaman sarılıveren, kucaklayıveren, öpüveren bi çocuk/bi ergen/bi yetişkin olmadığım için bunu yapmamam ikimizin de iyiliği içindi. bu sebeplerden dolayı elini sıkacaktım hatta. işte yunusu yanımda gördüğümde de ona flipper muamelesi yapıp yüzgecine tutunarak yüzmüyordum, ona sarılmıyordum ama o o an onu sevdiğimi biliyordu. benim için en büyük mutluluk buydu, onu sevdiğimi çok ama çok iyi bilmesi. böylesine rahatına düşkün bir düşünceyi anlayıp/kabullenen tek kişi, sadece ben olabilirdim. ben’dim.

gelelim bu rüyadan çıkardığım derse: çocukken rüyalarımda sürekli yüzdüğümü, uçtuğumu, görünmez olduğumu görürdüm. bu duruma bir nevi “watizdı matrix ulan” diyebilir miyiz? demeyelim. ben çocukluğuma rüyalarının tadını çıkarmasını öğütlerken, o bana rüyamda kıyak geçti. o olmasaydı denize atlayabileceğimi sanmıyorum. eğer çocukluğumla karşılaşsaydım, ona “bana ne tavsiye verirdin, hmm?” derdim. sonra çocukluğum benden utanır, ne konuşacağını bilemediğinden susar ama onunla ilgilenmemden hoşnut gülümserdi.

satırlarımın sonunda, meksika dalgasının bir diğer e’si olmasını istediğim n.nahnu‘ya dirseğimle hafifçe dokunup, “hey dostum bu coşkuya sen de katıl, manyak eğleniyoz ve dahi kafadan koptuk, oh yeah!” diyip, elimle metalci işareti yapıyorum.

.