archive for Mayıs, 2007

sur les espèces d’éléphants

Perşembe, Mayıs 31st, 2007

bazı sabahlar insan sesi duymadan uyanamıyorum. cep telefonusal, zembereksel, tıkırtısal ve balkonda pıtırdayan güvercinsel sesler de dahil olmak üzere, dünyadaki tüm sesler ninni gibi geliyor. bu sabah özlem beni uyandırmak için odama geldiğinde uyanmak üzere olduğumu algılayıp rüyamda kim olduğunu hatırlayamadığım kişiye “şimdi telefonu kapatmam gerek, uyanıyorum da” dedim. özlem uyanmam için bana seslenirken telefonu çoktan kapatmıştım.
kalan kontör: 78 (en yakın bankamatikten yükle)

bazen gözlerim yarı açık uyuyorum. bunu, yattığım yerin görüş alanında olan bir nesneyi rüyamda da görmemden anladım. yani rüyamda hareketli olduğum halde o nesneyi sabit bir şekilde görmeye devam ediyorum. (dinamik rüya görüntüsü içine karışmış statik bir gerçeklik) ayak ucumdaki çantayı kedi sanıyorum mesela, rüya boyunca ayağımın yanında bi kediyle geziyorum, gözümü açıyorum kedi değilmiş o, çantaymış. gözlerim bazen açık yarı uyuyorum.
uyurken tamamen kapanan gözler: - (bu ürün stoklarımızda bulunmamaktadır)

kot pantolonunu elinde yıkayıp, bi arkadaşının yardımıyla iki uçtan burkarak sıkmamış; çamaşırhanede yıkanan çamaşırları hiçbir zaman temiz hissetmediği için kendine gerekli gereksiz onlarca çorap ve tişört almamış; tatillerde evine dönerken ceset ağırlığındaki kirli çamaşır dolu valizlerini oradan oraya sürüklememiş; yıllar sonra kendi evine aldığı çamaşır makinesini ilk çalıştırışında karşısına geçip bir sigara yakmamış insan, çamaşır makinesinin ne kadar kutsal bir icat olduğuna asla vakıf olamayacaktır.
omomatik yümoş floral parfümlü, 2500 gr: 8.99 ytl (+sepete ekle)

.

sektörde çektiğim sıkıntılar

Salı, Mayıs 22nd, 2007

iş yerimde abartısız -en azından- 10-15 defa tekrar tekrar yaşadığım bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

ilk karede sakin sakin çalışıyorum. aferin bana, içim geçmiş filan. ikinci karede kapıda gördüğüm karaltıya anlam veremiyorum ve saniyenin bilmem kaçta kaçı bi zaman dilimi  içinde “hıaaö!” şeklinde irkiliyorum. üçüncü karede hayal gücümün bana oynadığı oyunlar açıkça görülüyor. dördüncü ve sonuncu kare ise kapının önünden paspasla geçmekte olan kat görevlisi gerçeğini gözler önüne seriyor. çıkarılacak sonuç: insan, paspas da dahil olmak üzere her şeyden ürkebilir. petrolsektörü böyle sıkıntılı bir sektör işte. 

.

confessions of a selective mute

Pazar, Mayıs 20th, 2007

artık fotoşopla uğraşmanın yaşam biçimim olduğuna karar verdim. fotoşopla gönül eğlendirmiyorum, fotoşopu seviyorum. kendisiyle ciddi düşünüyorum.

rozetlere karşı zaafım var, tam altı senedir benimle birlikte olan bukalemun amblemli suse rozetimi kaybetmediğim için kendimle gurur duyuyorum. ışıklı rozetimin pilinin bitmiş olması ise beni üzüyor. gerçekten üzülmeye değecek şeylere üzülememekse en büyük ayıbım. nerde, ne zaman devreye gireceği belli olmayan savunma mekanizmamın en etkili silahı olan bu hissizlik beni istemediğim kadar güçlü yapıyor. utanç verici. böyle zamanlarda konuşmamayı seçmemse sıkıntılı bir hastalık gibi. hiçbir şekilde kendimi anlatamayacağımı düşündüğüm için pes ediyorum ve kendimi kendime saklıyorum.

memleket meseleleri ve politikanın p’sini içeren her türlü konuşma beni geriyor. çay, kahve hazırlarken kimin, neyi, hangi bardaktan, kaç şekerli içmek istediğini sormak işkence. yemekhanede yemek yerken, kullandığım çatal, kaşığın daha önce kaş kişi tarafından kullandığını hesaplamaya çalışmak iştah kaçırıcı. çay kaşıklarını yalayan insanlardan hoşlanmıyorum. bulaşık yıkamaksa terapi gibi. hayatım boyunca biri bana yemek yapsın, ben bulaşıkları yıkarım ve bir kere olsun üff pff filan demem. kenara çekil, makarnayı ben yaparım.

aile içi bağların kuvvetli olup olmadığını, aile fertlerinin yemeklerini aynı anda yiyip yemediklerine bakarak anlarım. ilerde çocuklarım canları istemezse bile sofraya oturmak zorundalar, bunu da şimdiden söylüyorum. selam çocuklar, sizi tabağınızdakileri bitirmeye zorlamıycam, o konuda garanti veriyorum. imza: anneniz

not: header‘da yer alan el emeği göz nuru çizim için betül‘e teşekkürler.


- daha önce hiç kimse bana header yapmamıştı..

.

: )

.

3. şahsın ellerinden tutmak

Çarşamba, Mayıs 16th, 2007

topuklu ayakkabılarla yürürken ve bisiklete binerken yüzünde aynı ifade oluyor senin. “o anlarda gizliden fotoğrafını çekmek istiyorum. ben senin gözlerine bakıyorum, yani yandan, böyle biraz daha senden geride durup. otobüste en arkaya oturmak gibi.” en başta çok mutlusun. rüzgarın saçlarının arasından akıp gittiğini her saç telinde hissediyorsun. zincir sesini topuk sesine benzetiyorsun, biliyorum. bisiklete binerken çocukluğuna dönüyor, topuklu ayakkabılarla yürürken büyüdüğünü hissediyorsun.

günün sonunda yüzün değişti. günün sonunda pedallar ağırlaştı, yedi yaşındaki ruhun şimdiki bedenini taşıyamıyor. günün sonunda o ayakkabılarla o kadar büyüdün ki şimdi seksen yaşındasın. yoruldun. buraya bir kontra pedal. dur!

yedi yaşını “annen eve çağırıyo” diyip eve gönder, seksen yaşına bi taksi tut. geriye kalan kendini al bana gel. niye duygulandın, n’oldu şimdi anlamadım ki ben.

not: pişkin yazar üçüncü şahsın yerine geçmiş ve kendini ona anlattıracakken birdenbire üçüncü şahsın ellerinden tutmuş ve şöyle demiştir: “kimseye değil, bana anlat. beni görmezden gelemezsin!” haşa! seni kim görmezden gelebilir sevgili ego. üçüncü şahısla da senli benli oldun ya, ölsem de gam yemem artık.

.

what a quote, congrats remedios!

Salı, Mayıs 15th, 2007

i strongly believe that translation is a loss of expression.. and it is highly probable that somebody has already said that :\

no one’s gonna quote my words, ok, it’s fine.. i can live with it..

(i like speaking english. brown trousers.)

.