archive for Haziran, 2007

devir teslim

Çarşamba, Haziran 27th, 2007

“ooo”, dedi. “ooo remedyos n’aber, şirket de kurmuşun ama hiç haber vermiyon hayırsız”, dedi. “ya çopen yapma böyle utandırıyon”, dedim. çopen hiç oralı olmadı. aaaa, bi baktım ki çopen adeta bir sedasaylanmışcasına gözlerini çipürterek genel müdür masamı kesiyordu. “hşşş çopen, nereye bakıyosun”, dedim. “ya remedyos nereye bakcam allaasen, bilgisayar masanın üstü tozlanmış ona bakıyodum”, dedi. bu vesileyle sanki masanın üstündeki tozu silermişcesine masayı okşadı. tabi masanın o tarafa doğru ilerleyince, uğruna servet harcadığım bilgisayarımla da yüz yüze geldi.

çopen “vay vay vaaaay, bizim tipitoş remedyosa da bak seeen! (kelimelerin sonunu uzata uzata) bilgisayaaar, bilgisayar masasıııı, sen iyiden iyiye şirket kurmuşsun haa”, dedi. “sağol can dost, dostumsun çopen ama tipitoş da sensin, eöö.. tipitoş da sensin”, dedim. “bilgisayar masasını ulus’taki spot mağazalardan mı aldın”, diye sormaz mı! “hah-hah-hah-hah” diye güldüm, “masa ve bilgisayar dahil hepsi orjinal mikrosof”, dediğimde yüzündeki kıskançlık damarı pıt pıt atmaya başladı. “bana bak remedyos, bana öyle bidicik boyunla kalantor kalantor gülme, hala aynı naletsin, hala aynı gudubetsin kadın”, dedi. bozuldum ama hiç oralı çaktırmadım. “yerinde olsam bu sözlerimi geri alırdım çopen, çünkü varımı yoğumu ortaya koyarak kurduğum bu şirketi bir dostuma devretmeyi düşünüyorum”, dedim. bunu derken teknolojinin en son harikası olan bilgisayar ve bilgisayar masama sırtım dönük bir şekilde duvara bakıyorum böyle. elimde de rüzgar gülüm vardı, üflemediğim halde fırr diye döndü. meğerse çopen dibime kadar gelmiş ve onu yumcuk dudaklarıyla “füffff” diye üflerken yakaladım. “aa ne kada güzel rüzgar gülü, remedyos seni çok seviyom, bence gözlerin çok güzel, en iyi dostumsun” dedi ve bana sarıldı. çopen’in bu haline içimden kıs kıs gülerken, çopen şirketi hâlâ ona devredeceğimi sanıyordu..

oysa ki vârisimi çoktan seçmiştim.

.

what’s the point of knowledge?

Pazar, Haziran 24th, 2007

filmin otuz dördüncü dakikası civarı bir yerlerde, donnie darko ve iki arkadaşı gözlerden uzak bir çayırlıkta içki içiyorlar. donnie tüfeğiyle boş içki şişelerine nişan alırken, diğer ikisi şirine’nin şirinler arasında neden var olduğunu farklı teoriler öne sürerek tartışmaya başlıyorlar. donnie dayanamayarak konuşmalarına dalıyor, iki arkadaşının söylediği yanlışları düzeltip ardından kendi çözümlemelerini aktarıyor. bence etkilenilmesi gereken şey, donnie darko’nun şirinler üstüne döktürdüğü tiradı değil, tam da ondan sonra arkadaşından gelen replik:

“damn it, donnie. why do you gotta get so smart on us?”[1]

bu replik filmdeki “favourite quote”um oluyor çünkü alçakgönüllülükle bezenmemiş her türlü bilgi, yorum, eleştiri bende hoşnutsuzluk yaratıyor. sitemim donnie darko’ya değil çünkü o kendi düşünceleriyle harmanlanmış bilgiyi sunuyor. beni asıl rahatsız eden, (çiğ) bilgiyi cebinden çıkarıp karşısındakine bahşettiğini sanmalar. oysa ki “ben gidip onu kitaptan da okuyabilirim.”

bırakın sosyal bilimleri; istendikten sonra yer çekimi, türev, integral, keppler kanunu, entropi ve hatta redoks tepkimelerinin bile içselleştirilip, mütevazı bilgilere[2] dönüşeceğine inanıyorum.

.

[1] neden bize zekilik taslamak zorundasın?
[2] bu tip bilgiler anlatanın gözünde pırıldar. anlatmaktan duyduğu heyecanı ve bilgiye duyduğu sevgiyi siz de hissedersiniz.

.

uslu uslu

Cumartesi, Haziran 23rd, 2007

.

dünyayı scan’leyip
C:\ de klasörlemek emelindeyim

Çarşamba, Haziran 20th, 2007

az önce kafamda bir şirket kurdum ve kurar kurmaz tüm çalışanlarım için bir sirküler yayınladım:

meraba az önce kafamda kurduğum şirket çalışanları,

bugün ilk günümüz olduğu için önce tanışalım, ben genel müdür. sizi şimdiden çok sevdim ve hemen bi şey söylicem: şirket içinde tek bir kağıt parçası kullanılmayacak arkadaş! her şeyi word’de, excel’de bilemedin access’te filan yapıcaz. isteyen powerpört de kullanabilir fakat animasyonlu sayfa geçişleri yasak. tek bir kağıt parçası, dosya, asetat, spiral, zımba, ataç, cetvel, dolap, çekmece, arşiv, pano kalmayacak! (zaten o panolara gerekli bilgi harici her şeyi yapıştırıyosunuz keratalar ashagsdf) hatta bırakın bunları masa, sandalye bile bırakmıycam. gidiniz ve evinizde çalışınız cicilerim benim.

akıllara durgunluk verecek kadar steril bir dünya ve boş yere işgal edilmemiş metreküplerce hacimden bahsediyorum!

bu ilk sirkülerim olduğu için biraz heyecanlıyım, sanırım bu şey sirküler bile değil ama olsun. oldu, görüşürüz, öptüm.

not: şeyi de düşündüm, elektrikler kesilirse resmi tatil.

* * *

çalıştığım binanın içinde 1965 yılından beri nefes almakta olan bir dosyaya bakarken yazdım bunları. nefes almasından bahsetmem nostaljiye düşkün bir romantik olmamdan ileri gelmiyor elbette. bu dosya içinde barındırdığı yüzlerce bakteriyle birlikte benim gözümde artık bir canlı olmuş durumda. bir yanından kol, bacak çıkararak evrimleşirse şaşırmayacağım. bugüne kadar kaç kişi eline aldı bu dosyayı, şu sayfanın şurasını sigarasıyla yakan kim, şu raporda “arz” edenler, bu raporda “kanaatinde” olanlar kim? hepsinin tuvaletten çıktıktan sonra ellerini yıkayan insanlar olduğunu düşünmek istiyorum ama,, büyük ihtimalle sayfaları parmaklarını yalayarak çevirdiler. (cümle sonunda dosya derin bir iç çekti)

.

“postlarını anlamıyom” etiketli yazılar serisi

Pazar, Haziran 17th, 2007

metafor ağaçta yetişmez

geçen gün bir kuruntu yaptım: paragrafın bir yerinde newton’un kulağından, tailor’un serisinden, fibonacci’nin spiralinden tutunca kendimi bir şey (mi?) sanıyorum. bu aynı kırmızı bir ferrari’nin önünde kasıla kasıla fotoğraf çektirmeme (mi?) benziyor. diyelim ki öyle olsun, ferrari’nin bana ait olup olmaması önemli değil. neden onun önünde fotoğraf çektirip, üşenmeden o fotoğrafı mail listendeki herkese gönderiyorsun be kadın? subject: kırmızı ferrari bana çok yakişiyor :p

“mütevazılık bir erdem değil, gereksiz bir kibirdir” derken derken, mütevazı olmanın gerekliliğine her şeyden çok inanır oldum. bendeyse şey duruyor, bol mu geliyor, dar mı geliyor, tam bilemiyorum ama bana yakışmıyor yani. elementary my dear watson, emel sayın olunmaz, doğulur.

rüya no: 8956geçen gece kafamı yastığa koyduğumda, bir önceki gece gördüğüm rüyamı hatırladım. bazı geceler böyle olur. sabah aniden uyanmışsam, rüyam kısa dönemli belleğimden uzun dönemli belleğime aktarılamadığından gün içinde rüyama dair hiçbir şey hatırlamam ve gece her şey teker teker aklıma gelir. bir önceki gece rüyamda ölmek üzere olduğumu görüyordum. nasıl bir olayla karşı karşıya olduğumu hatırlamasam da, panik içinde olduğumu hatırlıyorum. bir de rüyamda içimden “eğer gerçekten öleceksem şu anda gözümün önünden bir film şeridi geçmesi lazım” diyorum. bunu düşünmemle birlikte bir film şeridi gözümün önünden geçiyor. böyle çizgifilm gibi, balık, kedi, köpek gibi renkli renkli çizimler filan! güler misin, ölür müsün. hayır olsun.

.