türk filmi gibicesine
Perşembe, Haziran 7th, 2007
geçen gün liszt’le çopen yanıma geldi, yaa, dedi bizim linki kaldırmışsın, bize gelip hanımellerin yanına limonata içmeyi biliyon ama di mi, dedi. ya bi git ya çopen, liszt sen de el kadar çocuğa uyuyosun kalbimi kırıyosun, dedim. çopen dedi, ya asıl sen bi git ya remedyos musun nesin nalet gudubet, dedi. bana bak çopen, dedim, çocukluğuna veriyorum ses çıkarmıyorum, dedim. sonra benim gözüm daldı, link derken aklıma her daim buzdolabımızda cam bir sürahi içinde bulunan tang’den daha ucuz olan portakal aromalı link isimli toz içecek geldi. ya dedim neden limonata içmek için bu kadar efor sarfediyoruz, link içelim arkadaş dedim. liszt “heee” dercesine bana saf saf bakarken, çopen el kadar boyu ve o çemçük ağzıyla çemkirmeye başladı. yaa, dedi, yaa neden link iççek mişiz, limonata var işte mis gibi, link böbrek taşı yapıyomuş hem, dedi. ben çopen’e yandan yandan bakıp çopen senin benimle bi derdin mi var, dedim. çopen, evet var saçın çok çirkin dikkatimi dağıtıyo, dedi. senin de çipil çipil gözlerin var onlar da benim dikkatimi dağıtıyor, dedim. bu hayretler içinde gözlerini çip çip açtı kapattı. o sırada liszt çoktan liebesträume’yi çalmaya başlamıştı. veheeööy, biz duygulanıp ağlamaya başladık. ben bi kez daha anladım ki çopen kesin bana aşık, çünkü büyük aşklar nefretle başlar.
(o değil de ben bu yazıyı yazmaya başlarken sadece link’in tang’in filan gerçekten böbrek taşı yapıp yapmadığına dair bir şeyler yazamak niyetindeydim. bizim evde yıllarca içilmedi onlardan.)
