rezonans, sürtünme ve terli, soğuk eller üzerine
Salı, Haziran 12th, 2007
örneğin kongredeyim, seminerdeyim, my dear remedios bunlara gerek yok küçük bir toplantıda kös kös oturuyor, bir bloga yorum yazmak için o küçük pencereyi açmış bile olabilirim. aklıma bir soru geliyor, soru aklımda evrilip çevrilirken heyecan dalgasına kapılıyorum. soruyu soracağım anı ve söyleyeceklerimin güzelliğini düşündükçe içimde bir gürültü, patırtı kopuyor; kelimelerimi sıraya sokamıyorum; ellerim soğumaya, kalbim deli gibi çarpmaya başlıyor.
hadi sor sorunu, hadi kaldır elini, “i’m wondering if”, “what if”le başlayan cümleler kur ya da direkt sor sorunu. atını sakinleştirmeye çalışan seyis edasıyla okşa şu içinde zangırdayan düzeneği (akciğer, karaciğer, mide filan) eğer durdurmazsan ölümün iç organlarının rezonansından olacak.
ben o sorularımı, o zeki sorularımı, o bekleyiş anında tüylerini okşarken bir süre sonra farkında olmadan sıkmaktan canlarını acıtmaya başladığım sorularımı hiç soramadım. oturduğum yerden bol keseden harcadığım bunca heyecan, bunca duygu, bunca düşünce, evrende hiçbir etkiye/tepkiye sebep olmadan nereye gitti?
hepimizin bildiği gibi enerjinin korunumu diye bir şey var. benim bu olur olmadık zamanlarda nükseden iç enerjim, beynimin gri hücrelerinin duvarlarında, omurilik soğanımın oralarında bir yerlerde sürtünme kaybına uğruyor. geriye gün ışığına çıkmadan eprimiş sorularım ve terli, soğuk ellerim kalıyor. en azından bunun açıklamasını yapabiliyorum, buna da şükür.
