archive for Eylül, 2007

safe and fully protected

Pazar, Eylül 30th, 2007

.
.
.
.
.
.

öncelikle uykunun hak edilen bir şey olduğundan dem vuran friedrich’in suratına okkalı bir yumruk. log normal eğrilerden gaussian eğrilere ve oradan da sadece ve sadece bir kaç noktaya terfi eden sevgi dağılımları çizen beyine bir bazuka. soğuk ellere bolca krem, çokça krem, plazmolize kadar krem. şampuana terebentin, çünkü saç uzatıyor. saç uzamalı çünkü acı vermeli ustura değdiğinde. nasılsınız mehlika. tout va bien, tout va bieen. size beş battaniye yazıyorum, biri inceldiğinde diğerinin altına girersiniz. das ist schön. nasılsınız mehlika. sehr schön, herzlich wilkommen. nasılsınız mehlika. un dos tres. nasılsınız mehlika. sabah özlem’e patates yaptım, et yidıkh. nasılsınız mehlika. metin üstündağlığa mı özendiniz. nasılsınız mehlika. fakyu. nasılsınız mehlika. vay anam, loop’a girdi bu. nasılsınız mehlika. kelimelerim parsellendi, o sebeple yazamıyorum. nasılsınız mehlika. sana bir şey söyliyim mi, senin gibi yazıların ortasında elektrikler kesilir genelde. nasılsınız mehlika. ben gidiyorum. nasılsınız mehlika. şu an o kadar üzgünüm ve üzgünlükten geberiyorum ki gelip hemen post yazdım, oldu mu. pek oldu. uykum yok sadece. ilk cümlede friedrich’e ayıp oldu ama. onu boşver de loop’tan çıktın sen. ay pardon, nasılsınız mehlika. yemezler. hahah. ne hahah, hohoh. o değil de senpatiklikten ölcez bi gün. sen dur ben bi sınırları zorlıycam: mihihi. inan ki çok başarılısın. sağol.

.

bien

Pazartesi, Eylül 17th, 2007

dünyanın bütün tozu toprağı burada şimdi. dünyanın bütün tozu toprağı ucundan 2 cm kıvırdığım kotun paçasına dolmuş. (şaban usta, 3. tank 18 cm’e gelince 1. tanka geçicez, seviye almayı unutmayalım) dünyanın bütün tozu toprağı üstümden saçılıyor her adımımda. ayın halesi, ne bileyim yıldız tozu falan gibi değil bu toz, bildiğin ameleye benziyorum.

dünyanın bütün yükü topu topu ayağımdaki çelik botların ağırlığı kadar. arada bir yüzüme sinek geliyor, onu da kovalarken elimi salladım da kolum mu yoruldu. (usta, 18 cm oldu mu, gözünü seviyim hava yaptırma pompaya) önümde bir A4′lük tablo, 15 dakikada bir dolduruyorum çok şükür. en teferruatlı hesabım virgülden sonra 1 basamağa kadar gidiyor. ölçtüğüm en hassas değer, demir çubuğa bağlı bir metreden okunuyor, hata payı: ± 1 cm. kafamın hemen üstünde güneş yer değiştirdikçe yerini değiştirdiğim iki şemsiye. “gözümü biraz kapatsam hawai’de sanıcam kendimi” desem olmaz. hawai hayalimde şaban ustanın bıyıklarına birazcık yer bulsam olucak ama. (hello princess, welcome to batman)

dünyadaki günler 24 saat değil, 8 saatlik bir vardiya kadar. hesap vermek zorunda olduğum tek kişi var, o da baş mühendisim. debileri gösteriyorum, “perfect rates, sen bu işi kıvırdın” diyor. allah’ım, bu tozun toprağın arasında her şey mi bu kadar tıkırında gider, gidiyor. “usta basınç kaç?” diye bağırırken sağ kolumu yukarı kaldırıp, işaret parmağımı sağ sol, sağ sol yapıyorum. usta işaret parmağıyla 1 yapıp, sakal işareti yapar gibi elini yüzüne götürüyor. hemen anlaşıyoruz: basınç 100 psi. ustaya içimden bir smiley çakıyorum : )

dünyanın bütün hacmi biri 152, biri 120, biri 79 varillik 3 tank kadar şimdi. biri boşaldıkça diğerini dolduruyoruz. “bu kadar jeli kalbimize bassak, çatlakları doldurur muyuz şefim?” diyor (…) dünyanın bütün tozu toprağı burada şimdi. burada olmaya da devam edecek gibi görünüyor.

ps: bu seferki usta bana seslenirken “şefim” değil, “bayan” dedi. morelim bozuk.

15 eylül ‘07
kristal, batman

.

hello lemon

Çarşamba, Eylül 12th, 2007

* 

bir limonu bile algılamanın, basamaklarına erişeyemeyeceğimiz kadar çok permütasyona bağlı olduğunu düşününce,
communication sounds funny.

.

things happen

Cumartesi, Eylül 8th, 2007

tam publish edicekken elektrik kesintisi nedeniyle uçan giden yazıda hayır yoktur. uçup gittiği halde ikinci defa yazılıp, publish tıklandığında sayfaya “the connection has timed out” dedirten yazıda hiç mi hiç hayır yoktur..

ve sen bunu bile bile ertesi gün yazıyı tekrar post edersin:

evde kimse yok, yalnizsin. (yok yalniz degilsin, müzeyyen hanim var bilgisayarin, adini da az önce koydun.) aksamüstü sirf “sevineyim” diye aldigin sallantili küpeler, üstündeki pijamalara ragmen kulaginda. aglamak için sartlar uygun, dudagin titrer gibi oluyor, gözünü siliyorsun eye-liner’in sey oluyor peçeteye. aaa simdi hatirladin, sen sabah rimel de sürmüstün. kim için bU AÜA. öhhhm.. kim için bu süs. bak elin ayagin caps oldu, bi sey oldu. yazim hatalarini insanin kendisinde sevmedigi, fakat onu digerlerinden ayiran ayrintilarin güzelligine benzetiyorsun. çirkin göz, çirkin kulak, çirkin el filan. güzel yani. belli ki aglayasin gelmis senin, aglayacaksin, tam aglayacaksin ki, sol elinde bir kayisili pinar yopi, sag elinde bir çay kasigi tuttugun gerçegiyle karsilasiyorsun. bir parmak kukla ve beyin elde etmek ugruna marketten aldigin bu masum görünüslü, cibilliyetsiz yopilerin duygularini bu denli degistirebilecekleri aklinin ucundan geçmemisti. seni gülme tutuyoré öhhhöö öhhö.. gülme tutuyor! (é degil !, ne kadar güzel bir ayrinti, adeta seni sen yapti.) yopi o kadar küçük ki, çay kasigindan büyük bir kasikla yenmiyor zaten.

sonra da gelip bu postu yaziyorsun, sana bir sey söyliyim mi.. senin aglayasin filan yokmus. simdi önüne dön ve yemeye devam et, o yopi bitecek! çoktan bitmistiyse de gene önüne dön. zaten ne tarafa dönersen dön önün hep önünde oluyor ki bu da insan anatomisinin en sevdigim karakteristik özelliklerinden birisidir.

.

doğala özdeş

Cuma, Eylül 7th, 2007

.