happy easters
Çarşamba, Ekim 31st, 2007
iş yerinden bayram sebebiyle verdikleri çikolata kutusu önünde. kutunun kapağı, kutuyla doksan derece yapacak şekilde açık, kenarı ipli olduğu için kapak arkaya düşmüyor. çikolataların üstünü örten hışırtılı kağıdın üstünde parmaklarını gezdirip, en son sanki enter’a basıyormuş gibi net, keskin ve tek bir darbe: tıkıtıkıtıkırtıkıttırkrırktıtıtr TIK! bu onun laptopu. salonun öbür ucundan, üstünde battaniyesi ve ayağında komik patikleriyle dünyayı ele geçirmeyi hedeflemeler: “ilk olarak seninle başlamak istiyorum, korkarım ki güdümlü füzemi üstüne saliciiiiiim tıkıtıkıtıkırtıkıttırkrırktıtıtr TIK!” beğenmediği kanala zapladığım zaman masanın üstünde duran peçetesi bitmiş havlu peçete rulosunu megafon gibi ağzına dayayıp, dramatik türk filmi ağızlarıyla: “HAAĞYIR HAĞYIRR HAAAĞYIAAR!” sırf yaptığı çorbalar hemencecik bitiyor diye üzüldüğüm için düdüklü tencerede iki buçuk litrelik çorbalar. ben eve gelirken iki kilo domates (ayaş, tarla domatesi), iki kilo limon ve bir adet karnabahar. biz, karşılıklı iki kanepede, televizyonda ne olursa olsun, biri polar biri anneden kalma birer battaniye altında, el örgüsü yünlü çorap gibi, böyle sıcacık, rahat, ortopedik. mesela şimdi tutup “bi bitki olsan ne olurdun” desem, “maydanoz” der. anlatamadım da öyle bir şey yani. sanki ayağımızı attığımız yerden yabani adaçayı, kekik filan bitiyormuş gibi, soğuk, kış dinlemiyoruz, buzdolabının üstünde on iki sene önce çekilmiş fotoğrafımız.
