archive for Şubat, 2008

a fantastic love story

Cuma, Şubat 15th, 2008

- aşkm sana ayı aldım, ne kadar sevimli deyil mi, baksan ya sevimli ayı wini dı puuh ^_^

- asıl sana puuh! koş bakkaldan bi fiston layt, bi de kola al gadın!

- ühüh mühü hühü.. :.(

- hööööeyyt! sevgili deyiliz biz, sen bana pilatonik olarak kendini aşıg zannediyon sadece.

- ama neden aşkm ya, platoniği düzü mü var bunun?

- bu gadın neden fantastig şeyleri seviyor ya, bak hala duruyo, bak büyü fıydıracam gafaya geliyo bakh fantastik büyü!

- allah’ım gene hayalde bile rahat yok ya :.( bu seferkisi de android ayı.

.

 

.

uzaklar

Pazartesi, Şubat 11th, 2008

today, i’m dreaming of places/people/times/languages
that i really don’t b e l o n g t o.

Chow Mo Wan: Love is all a matter of timing.
Chow Mo Wan: It’s no good meeting the right person too soon or too late.
Chow Mo Wan: If I’d live in another time or place…
Chow Mo Wan: …my story might have had a very different ending.

* * *

Chow Mo Wan: I slowly began to doubt myself.
Chow Mo Wan: Maybe the reason she didn’t answer was not that her reactions were delayed but simply that she didn’t love me.
Chow Mo Wan: So at last, I got it. It’s entirely beyond my control.
Chow Mo Wan: The only thing left for me… was to give up.

.

salvo

Cumartesi, Şubat 9th, 2008

umutsarıkaya’nın büdümcük dudaklı adamlarından galiptekin çizimlerine geçişim hayırlı uğurlu olsun, etrafımı bol bol tarayarak başlıyorum. işin kötü yanı ben bu taramalardan hoşlanıyorum, tata tata tata tata! su kesintisi era’sından kalma bir su bidonunun içindeki iki bakterinin aşkı, coming soon! romantik komedilere gerçekten dayanamıyorum, kalbim ağrıyor, aa kalbim, hadi sen git yat, sana işimiz düşerse biz seni arıycaz. insanın kendini bilime vermesi gibisi yok valla, söz temsil tam “çocuğa bak ne yakışıklı!” diycem, aklıma dna diye bir şeyin varlığı geliyor, vazgeçiyorum hemen, birisine mi bağırdım, neden yaptığıma da anlam veremedim mi, “kesin var ya hormonlarım yüzünden” diyorum. her şeye deva/bahane buldum da, düşünceye karşı koyamıyorum. birisi bir şey düşünüyor ve kalbime bir ok saplanıyor, hello eros, go and f*ck yourself. yani bundan nasıl etkilenebildiğime şaşıyorum, tamam bak panik yapmıyorum, t=zaman, beyin=beyin, zaman olduğu sürece beyin n’apıcak, düşünücek, aynı şeylerin düşünülmesi de olası, fikirlerden bahsetmiyorum, onların etkileyici olması mantıklı fakat kendimden başka birisine değil açıklama gereği, anlatma gereği bile duymadığım, benimle birlikte olduklarının farkında bile olmadığım düşüncelerimi bir başkasında görmek, duymak, sezmek, bu beni çıldırtıyor. aynada başka birini görsem bu kadar şaşırmam.

sen daha hala yatmadın mı.

.

on the phone

Cuma, Şubat 8th, 2008

- iyi günler, özlem hanım’ı aramıştım.
- kendisi şuğanda kesinlikle burda değil, öldü o.
- ben kiminle görüşüyorum?
- rükşan ben. özlem’in yerine geçtim.
- aa çok tebrik ederim, ölüm haberini alır almaz mı yerine geçtiniz?
- yok zaten arkasından ben iktirdim, 2. kattan attım.
- elinize sağlık, yeni kimliğiniz hayırlı olsun rükşan’cığım. işallah özlem’le yakalayamadığımız dosluğu senle yakalarız.
- tabi neden olmasın, adımdan da anlaşıldığı gibi çok rükşan biriyimdir.
- ya özlem akşama pilav yapsana.
- tabi yaparım ama lütfen bana rükşan de! o sümsüğün adını bile duymak istemiyorum.
- ay çok özür dilerim rükşan’cığım, bu arada akşam tayyar gelicek belki.
- tayyar’ı tanımıyorum ama tabi gelsin. o da bir hero anladığım kadarıylan. bana biraz ondan bahseder misin?
- “hello daaarliıııın” diyişiyle ün yapmış, über güçlere sahip bir hero, en büyük özelliği de 2 sn içinde tumanını giyebilmesi.
- hmm, bayıldım doğrusu, akşama tuman partisi verelim o zaman.
- neden olmasın rükşan’cığım, sesinden anladığım kadarıyla tam olarak özlem’in ebatlarındasın, özlem’in tumanlarından veririm sana.
- evet o gerzekalının her şeyi benim olmalı.
- oldu bile.
- tenks daarliiıııııın, görüşürüz.
- bye rükşan.

ertesi sabah:

- alo özlem n’apıyon?
- ya üf kaç defa diycem ben rükşan!
- !
- ?
- ..
- ?
- ?
- ?

.

talub

Perşembe, Şubat 7th, 2008

şöyle bi oturup güzelce ama bi başlasam iyice bi ağlayacakmışım gibi. içimde bir sıkıntı var version 3.2: beli sıkan pantolon. mutfakta sigara içmeyi annem icat etti. babam markette ucuz fotoğraf makinesi görmüş, “bence alma” dedim ama bence alıcak. ojeyi kim icat etti bilmiyorum ama az önce gene değişik bi renk sürdüm: filormar 246. flaş flaş flaş! bazı gızlar filormar 246′yı bulamadıklarından şikayet ettiler, dünya bijuteri birliği federasyonu olaya el koydu. özlem en son “dudaktan kalbe” izlerken görüldü, yarın günlerden neydi, ıhhm yarın gene bi dizi var, o zaman yarın özlem’i gene aynı kanepesinde görücem demektir. do’dan sonra re bemol’e gitmiyor parmaklarım, moralim bozuldu azıcık. yetişemiyorum yetişemiyorum ellerim kollarım bir şeyler yapıyor ve ağzım hep “peki, tamam, olur, evet, hı hmm” diyor ve kafa sallıyor, hay hay diyor, ayak uydurmaya çalışıyorum, hah daha çok koşayım daha çok yorulayım daha daha iki dakika durmamalıyım, hı hmm, evet, oluuur, uykum var, yok uyumıycam bi sigara daha içicem mutfakta, mutfakta sigara içerken sol kolu sağ kolun dirseği altına almayı annem icat etti, şimdi bi bunalıcam o olucak. yolda yürürken bir iki ayak parmağım donuyor, beremden dışarı çıkan saçlarımın estetik ortalaması kimsenin umrunda değil -ben dahil. periyodik sancılarım, giriş yan taraftan pliiz, çıkarken içimi örtün lan, lan lun lun, bilinçaltım gizli kamera sistemiyle donatılmıştır, kaza süsü vererek naklen yayın yapmaksa tam benlik, dağlar kadar fark, dağlar kadar fark, gülhane bilgisayarlı el falı scanner’ına jüri özel ödülü, tebrikler doğru bildin scanner, eski halimle şimdikisi arasında dağlar kadar fark var, uğurlu sayımsa hala dokuz, uğurlu parçam hareketli parçalar, içimdeki dokuz yaş konuştu: “aa bu çalan benim parçam :D çok hareketli yerimde duramıyom ama ilerde şimdiki halimle ardamda dağlar kadar fark olcak :.(” scanner’a jüri özel hareketi, şraaak! (yoruma açık) forehand’e topu dirsek altında saklayarak kesme servis at, karşı taraf topu öküz gibi kaldır, backhand bi çak! yaratıcı yazarlık seminerine hoş geldiniz, siyah kemik gözlükleriniz tamam ama “ben yazar olcam” diyen dilinize biber sürcez, ilk ders bu. horozla daktiloyu eşleştiren siyah kemik gözlüklü gız beynimin içinde bi kez daha gonuştu: “hocam ben özellikle horozla daktiloyu eşleştirdim çünkü ikisi de eskiye dair.” offff, hof. bu gız gafasına yumruk istiyor ama toyluğuna veriyorum, muhtemelen daha on dokuz yaşında ve embesil. g g g g! çok zengin olduğum için g’yle gonuşuyorum, parası neyse veriyorum sonra. enstrüman: küçük dil, stüdyo kiralayıp içinde gönlümce bağırcam, şuğanda olmaz alt kaltta pınar uyuyor. şöyle bi boş vaktimde oturup bi güzelce başlasam gerisi gelicek kesin, hissediyorum. talub.

.