archive for Mart, 2008

kaldırım kenarı masada oturmak

Çarşamba, Mart 12th, 2008

- ama çalışmıyo hocam..
- anne ben tavşanı sevice-e-e-e-e-m!.. (patı patı koşarak)
- atasözü mü o? atasözüne baaaaak!..
- git yaa..
- e-mailleri aldın mı sen?
- 7. cadde’ye girdiğiniz zaman bi çağrı atın ben sizi ararım.
- gelip geçiyolar mı bilmiyorum.
- e heralde o küçük tavşan hiç büyümüyo.
- cık cık.. (cıkcıklama sesi)
- şeye doğru gidiyo..
- murat’a da al benden bi kola..
- şu gelen daha güzel valla hepsinden..
- parçalamaya gidiyoruz biz! (elinde köpeğinin tasmasıyla)
- başka bir şey istiyo musun?
- şey yaa..
- ya ben sana kaç lira vericem?
- taak tekmeyi bi atıcan sonra vericen..
- en son muğla’ya gittiğimizde çok güzel yağmıştı.
- yalan mı?
- ben buna kartpostal olayını söyledim burdan geliyor bu olay lan..
- akıllı biriyse olmaz zaten yani..
- ne desem yalan şimdi..
- kapıya tekme vuruyor..
- dışarı çıkcaz ya orda oturmuş şeydi sanki..
- düşünsene onun psikolojisiyle..
- şimdi o iş garanti yaa, bu işi halletmemiz lazım..
- yav çok güzel bi kızdı tamam mı..
- atıyo atıyo..
- bi gün yani geldik şöyle bi alışveriş merkezine..
- bi bakarsın yetişiriz yav..
#don’t stop move your body# (arabadan gelen müzik sesi)
#ıptıs ıptıs uptıs ptıs# (diğer arabadan gelen müzik sesi)
- biz konuşuyoduk var ya..
- 2. el arabalarda alım satım vergisi yok heralde..
- ben mehmet ali’yi ararım..
#fışır fışır fışur fişür# (poşet sesi)
- allah allah..
- iyi ki çocuğum yok..
- çmtpakh! (dil damağa değince çıkan ses)
- hep küçüklüğümden bebekliğimden beri..
- burdan çekiyo..
- öhhhö öhüü.. (öksürük sesi)
- burası güzel di mi? hangi dondurmacı..
- benim olsun mu?
- offf, şuram ağrımış..
- site deel site, bina..
- ata, hadi başlayalım mı?
- oğlanın birini sevgilim zannetti..
- şimdi olmaz dedi ama..
- meeerveeeeee, hahahahaha!..
- kızla görüşemediler sonra..
- dişleri görünüyo dişleri..
- şefırt* tarzı mı? (*tam olarak anlaşılamadı)
- aaaaoooh!
- şişşşşşşt!
- aynı ki, yoo bizim yerimiz oraydı ki..
- nereye yürüyim abi nereye?!^+% (arabasından dışarı çıkmış sürücü sesi)
- ikisinde de olan şey dedim..
- yaa şunu bi kaldırsanıza resmini çekicem..
- o-hooo serdar, sen bana bi şey ısmarlatmıyosun, bi şey yedirtmiyosun..

stenograf: küçük kehribar

.
.

tespit: en çok ya ve yaa diyorlar, galiba.
tespit: bütün insanlar için aynı konuşma çizgisi kullanılmıştır, çünkü bir süre sonra şeyi anladım, insanlar sadece geçip giderken, cümleler oldukları yerde kalıyor. [kelimeler kıyafet gibiymiş, kaldırımda (orda, burda) duruyomuş, gelip geçenler eline attığını üstüne giyip iki adım sonra çıkarıyomuş gibi mesela, bence anlatamadım]
tespit: kendi evrenimde kendime stenograflık yapıyorum.

.

süveyda

Pazar, Mart 9th, 2008

üzülmemi geçtim, asıl beni üzüyor olduklarının farkında olmamaları ve olmaları, işte bu ikisi daha da kötü. kollarım uçlarına örümcek bağlanmış iki çıta gibi, sarılamıyorum, ortada hep bir boşluk kalıyor derken, o zaman anlamamıştım ama şimdi, çok sonradan olan şimdi anlıyorum. üzülebilmek de bir şey, ne iyi, ne çok, ne ağır, üzülebiliyorum,
ama asıl beni üzüyor olabilmeleri, işte bu daha da fena.

/hiçbir şey görmezsem, duymazsam ve konuşmazsam, hayatımın bana karşı kullanacağı bir şey kalmaz - mayıs 2004/

/edite edite görebiliyorum kendimi/

.

gudmornik myselves!

Cuma, Mart 7th, 2008

[bu sabah yaşanmış bir olaydır]

.

epidermic terror

Çarşamba, Mart 5th, 2008

int main (void)
  {
     gün jelatin çiçek’in sobesine karşılık verme günüdür sevgili gönül dosları,
     erkek olsaydım “sevgilimler, gönül doslarım, cicilerim” yazardım,
     erkekler kızlar kendine aşık olsun diye hep öyle şeyler yazıyorlar,
     mesela: meraba gızlar seni seviyom,
     kızlar da hemen inanıyo,
     kriptolojik blog yazma teknikleri,
     return 0;
  }

 

bu postu yazmadan önce düşündüğümde anladım ki, benim yaptığım çok saçma bir sürü alışverişler var. ama buraya en can alıcı olanı yazıcam. sene 5 sene önce, amacım; [makyaj malzemesi sadece bir göz kaleminden ibaret olan her üniversiteli genç kız gibi] olabildiğince renksiz ama güzel kokulu [hrmfs] bir dudak kremi almak. meşrutiyet caddesinde bir dükkana girdim. içeri girer girmez ne olduğunu henüz anlayamadığım bir ürünün standı başında duran bir kadın adeta sözleriyle ayağıma çelme taktı, pencereme daş attı [tıkh!] hşşt, pşşt, bana baksana güzel kız [saniyesinde kafa o tarafa döner, aaağğua bana güzel dedieee :D] öğrenci misin, vaktin var mı, gel sana anket yapiyim [bana güzel dedieeee!] hani herkesin kapalı yerde kalma korkusu, yükseklik korkusu, böcek korkusu filan vardır ya, benim fobi boyutunda en büyük tek bi tane korkum var ve onun da adı selülit. kadın bu korkumu gözlerimden sezdi ve bunu bana karşı bir silah olarak kullanmaktan çekinmeden sorular sormaya başladı: spor yapıyo musun [ı-ııh.. ama özümde sportmen bi insanım, biz bi keresinde şampiyonaya gittik, adımız gastede çıktı “altın kızlar”] sebze yiyo musun [sebze mi, benim kollarım pırasa, bacaklarım brokoli, saçım karnabahardan yapılmıştır!] kahve & kola tüketimin nedir [feyzul’la tavla oynarken türk kahvesi içiyorum ve kola da eve misafir gelince alınır bizim evde] yaşın kaç [yirmbir] bence şimdiden başlamalısın [yirmbir? şüpheler içe dol] üstelik şimdi kampanya var, bir alana bir bedava [bu işten çok kâr edicem gibi bi takım hisler] sanırım bir ara gözleri kırmızıya döndü ve “portakal kabuuu! selüliiit, selüliiğt, selülüüüit, portakaaal!” diye çığlık atmaya başladı. haşmetli elimi standa “zbamk!” diye vurmamla kadını susturdum ve şöyle dedim sakince: “bana ordan iki paket ver..” kadın bana iki paket verdi. limiti 150 ytl olan kredi kartımla taksite böldürdüm [-gözleri kısarak- ufff! sıfır selülüt, bikini üstüyle deniz kenarında paten yapmak, ıhıhıhığğ] şimdi bu neden saçma bi alışveriş tek cümleyle özetliycem: o iki paket hala kitaplığımın en alt rafında duruyor. [çaydan bi yudum almaca: hüüürrrfp!]

no matching function for call

.

mini röportaj

Salı, Mart 4th, 2008

- coming up on 9 minutes after 10, we have miss rügşan in our studio, welcome!
- hey.. how ya doin..
- miss rügşan, i have quite a few questions for you tonight.
- yes baby, go on, my heart will go on.
- the good news is that i’ve reduced those questions to just one simple question.
- well, i can’t wait to hear! ask me please.
- miss rügşan, dulidu?
- oh it’s really hard for me to say, but.. oh man you got me! yes, yes i do!
- thank you so much for coming miss rügşan, unfortunately we talked too much on the interview and we’ve run out of time. it was a pleasure seeing you.
- my pleasure baby.

facts: televizyon sehpasının altındaki [nereden geldiği bilinmeyen] dulidu kitap serisini gören rügşan sorar:
- entelektüel olduğumuz anlaşılsın diye mi bunları üste koydun?
- yes, i do.

* * *

-kenarımın monoloğu-
/aslında hiçbir şey komik değil/
/neden gülüyorsun/
/neden gülüyorsun/
/gülebiliyor muyum?/

.