iki ihtimal
Pazar, Nisan 27th, 2008
ya: her şeyi en ince ayrıntısıyla, en derin, en görünmezine kadar biliyorum. [keskin sezgiler company]
ya da: saçma sapan, hiç kafa yorulmayacak şeylerle kendimi yorarak, böyle sanki siyah ekran üstünde akıp giden yüzlerce yeşil kod görür gibi, ordan burdan bulduğum manasız parçaları birleştirerek, feci yanılgılara düşüyorum. [game theory]
sonuç: hangi durum geçerli olursa olsun, hiçbir şey yapmıyorum. [çokomel kağıdının tersinden kesilen yıldızlı beş pekiyi]
sonuç: son uç. atlamak için son şans, bir-ki-üç diyince atlıyoruz haydi hop! [atlamayanları arkadan ittirme garantisi]
bağır: bağırıyorum! anne ben john nash oldum! [julius robert oppenheimer gibi kahırlara boğan bir mutsuzluğun mucidi olmak korkusu, lütfen tüm bunlar oyun olmasın, olmasın, olmasın]
bağır: bağrım n’inci dereceden yanık, bilinmeyenim çoktur, hangisine yanayım.
efendim: alo? aloğ? [konuşmıycaksan niye arıyon ahaha]
efendim: efendim benim efendim, benim bu derdime derman efendim.
hellö kardinal: give me another shot, kim derdi ki dibini bir pazar akşamı göreceğim. neyse ki pazartesi sendromunu terk edeli çok oldu, kendime başka sendromlar edindim: salı, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi, pazar. pazartesi dünyada en güzel sen ertesiyorsun, sabrının sırrını bana da öğret. [bir şeyin ertesi olmak için beklemek]
hellö kardinal: öksürük şurubu kadar tatlı olmak zorunda değilsin. [keşke olma diyince oluverse tüm olmamaklar]
ben uyuyunca: odamın ışığı kendini kapatır.
odamın ışığı kendini kapatır: ben uyuyunca.
