archive for Mayıs, 2008

packed myself back
now i’ll sing forth

Perşembe, Mayıs 29th, 2008

kasaların üstünde duran bir sürü zerzevatın önünde, çaktırmadan nektarin kokularını içe çek, ay amaan çaktırarak çek ne var ki, hrmmf.. ne biçim de güzel kokuyo [içimdeki fırat konuştu] poşet her zamanki gibi açılmamakta ısrarlı, ama şimdi parmaklarını da yalayamazsın yani kim bilir nerelere değdi ellerin, az daha çabala foşertt ne biçim de güzel açtım poşeti [içimdeki fırat hep konuşuyo] bi tane muz alsam, ıhhm ya portakal, yoksa ne alsam ki, “ne istemiştiniz hanfendi?” sesten irkilmeyle birlikte seri bir şekilde muzu poşetin içine at, “şey bi tane de elma alıcaktım” özenle seçilen elma muzun yanına. ‘bu kadar mı yani?’ dercesine “başka bi isteğiniz?”, “teşekkür ederim, yok” daha ne olsun. buna da şükür.

* * *

ne zaman güzel bir şey koksa burnuma, eğer yalnız yürüyorsam, neden öyle oluyorum ki. iğde ağacı mesela, mesela hanımeli, az önce de oldu, merdivenlerden çıkarken ikinci kattan yayılan taze kurabiye kokusu..

* * *

- oh baby baby, sana mercümek çorbası yaptım!
- eline sağlık meleğim, şu yüzen şeyler patlıcan mı?
- hmm.. evet şöyle oldu, tam çorba düzeneğini hazırlamıştım; şehriyeler, rendelenmiş pattisler, sular ve salçalar koymuştum; sıra mercimeğe gelmişti ki, meğerse evde mercimek yokmuş.
- peki ya patlıcanlar?
- ne biliyim dolapta vardı, spontan yaratıcılığımı konuştiriym istedim.
- konuşmuş..
- patlıcanlar di mi? evet benle de konuştular, hemen dost olduk, artık onları yiyemem.
- aa lütfen, senin dostların benim dostlarım demektir, ben de yiyemem.
- dostlarımı yemeni istiyorum, çünkü onlarınki can değil patlıcan :D
- offf… [’sırf bu iğrenç esprileri yapabilmek için mi yani’ bakışı]

[patlıcanlı çorba buzdolabımızda hala yaşayan bir olaydır]

* * *

hayır niye patlıcan koydum ki, hem ben patlıcan sevmem bile, yani sulu salçalı yemek gibiyse. zaten yemek yaparken kendimi ressam [artist] gibi hissediyorum, başından yanlış bi şeyler.

.

*title’ı biraz zorlasam şarkı sözü olmaya ikna olucak gibi. bu eserimde senelik iznimin bir çantaya sığabildiğini anlatmak istedim. ben dönene kadar “anlatmak istedim” azalarak bitsin.

.

inner spaces

Cuma, Mayıs 23rd, 2008

paragraf bir cümlelik de olsa, aşağıya geçerken düşününüz, önce içinizden, sonra dışınızdan, sonra tekrar içinizden düşününüz, geçiniz.

.

acılarının yok satmasından korkan kız tüm yazılarını kendine yazıp gene kendine mail olarak attı.

.

“gerçek suskunu hiçbirimiz duyamadık, çünkü o hiç konuşmadı.”
-bunu bi yerde mi okudum, ben mi düşündüm, önemli mi-

.

yaşantıma flash forward bir ses istiyorum, beni üçüncü şahıstan anlatıcak. [dinlerken eğlenirim]

.

eldivensiz ellerimi deterjanlı, sıcak sulara daldırıyorum, uluslararası platformlarda ve dost meclislerinde kabul gören bi küfür sökülüyor ciğerlerimden: faaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaağk!

.

kuramsal sevgilini terk edip orijinal taklitleriyle gönül eğlendirmek için HANS yazıp 5477′ye gönder. [5477: kiss]

.

ilgili şahsın, ikinci bir emre kadar duyduğu, okuduğu, yazdığı ve söylediği tüm kelimelerin mantığa; adab-ı muaşerete; en çok fizik ve matematik olmak üzere tüm ilimlere; bugüne kadar edindiği öğreti ve tecrübelerine istinat etmeyen ikinci anlamlarını ima etmesi, yorumlaması ve dahi düşünmesi şahsın bizzat kendisi tarafından bilfiil yasaklanmıştır. [muhafızlar! bu cümleyi de diğer can çekişen cümlelerin yanına atın, aslanlar yesin filan!]

.

kelimelerin anlamları doubled, tripled, quarted, mertlik corrupted.

.

saray yavrusu gibi bir zindanda yaşıyorum.

.

bir sürü kamyoncu arkadaşım olsa, çete gibi olsak, ben elebaşı olsam, efkarlı bi rakı masasında kafamı kuru, kavruk, sigara kokan ellerimin arasına alıp utana sıkıla anlatsam onlara herşeyi, masadan kalktıkları gibi doldursalar damperlere çakılı, kumu, taşı toprağı, “durun, yapmayın, etmeyin!” desem de dinletemesem ve hepsini senin üstüne boşaltsalar, ama sen ölmesen, sadece beni öldüren inceliklerin ölse, böyle hıyar gibi biri olsan, hemen orda bana çıkma teklif etsen, ben de düşünmem lazım diyip hızla uzaklaşsam, senden bi soğusam böyle ıyy, ama rahat bi nefes alsam.

.

bir kedim bile yok.
imza: şüröd

.

tell me something

Pazar, Mayıs 18th, 2008

by *

.

good-for-nothing

Cuma, Mayıs 16th, 2008

v.1.
çizgiyi severim, çizginin her türlüsünü, çizim konusunda keşfedilmeyi bekleyen süper yeteneklerim olduğunu da düşünmüşümdür zaman zaman. mesela şeyin hayalini kurarım: böyle çizimle ilgili bir ders alıyorum ve hoca diyor ki, önünüzdeki kağıdı çizgilerle doldurun, sınıftan çıkıp gidiyor. herkes birbirine bakıyor, bazıları [trans halinde dil dışarıda] harıl harıl çizgiler çizmeye başlıyor, bazıları şaşkınlığını korurken bazıları çevreden gördüklerini taklit edercesine bi şeyler yapıyor. işte ben bu çerçevede apayrı bir yerdeyim. kağıdı irili ufaklı noktalarla dolduruyorum, kağıdıma bakıp “ya hoca nokta değil çizgi çizin demedi mi?” diyenlere “hıh”lıyorum. “ya önünüze dönseneniz, sana ne” dercesine çalışkan ilkokul üç öğrencisi tavırlarıyla kağıda kapanıyorum sinsice. sonra hoca usulca yanıma geliyor, kağıdıma bakıyor ve sonra bana bakıp “evladım sen ne anlatmak istedin?” diyince, ben yapıştırıyorum cevabı: “hocam hangi sandalye?” işte risk budur.

v.2.
ay az önce dayanamadım finali farklı yaptım ama asıl cevabım şey olucaktı: hocam ben çizgilere onları doksan derece dik kesen düzlemden baktım bu eserimde. [hayale gel, yazınca hiç beğenmedim, artık yeni hayalim “hangi sandalle” cevabı olucak]

v.3.
- yavrum neden diferansiyel denklem problemine cevap olarak sandalye resmi çizdin?
- hocam hangi sandalye?
- iyice aklın gitmiş senin.
- bence riks budur.

* * *

insanın odtü iktisat mezunu arkadaşına “bana euro al” diye eft yapması çok komik ahahhaha, resmen hunhar ve adicesine bir over-qualification operasyonu, zayiat. [şeye de benziyo: alo mikrosof? benim mavs bozuldu.]

hala yeni kontur almadım, artık konturlu birisi olmak istemiyorum, yaş oldu bayağı bi oldu işte, faturalı ve kalantor bi insan olcam, 532′li hat ve golden number* filan. [*yazıldığı gibi okurum]

kredi kartı ödemesini yaparken 16 haneli numarayı ezberden tuşlama esnasında doğruluğundan emin olma yöntemimin tuşların tone’larını müzik gibi dinlemek ve piyano çalar gibi tuşlara basmak olması da komikcesine.

ayın 15′ine yakışır bir takım yazılar oldu bu seri.

* * *

mesela dünyanın en gizli bilgilerini, şifrelerini filan giricekmişim bilgisayarıma, aynı lost’takilerin o sayıları girdikleri gibi, çok havalı di mi, ama bilgisayarı ayak başparmağımla açıyomuşum. [buraya bi 10 dk güldüm] sağ ayak başparmağı çorap altında böyle sevinçli, ürkek, piti piti. [10 dk derken sürekli değil, aralıklarla]

* * *

click to enlarge

- mehlika, şey kuyusunda operasyon vardı ne oldu o?
- hmm.. müdürüm şey, şaban ustagil bilye oynarlarken içine düşürmüşler kuyunun, tam anlayamadım.
- ama olmuyo mehlika, on işi birden yapmalısın, hızlı olmalısın.
- işte sonra mandrake usta gelmiş, şaka yapcak ya tavşan atmış kuyuya.
- gerekirse cepten ara onları, cepleri cevap vermiyosa evden ara, evden açmıyolarsa polis çağır, zabıt tut.
- mandrake o arada bissürü renkli mendil çıkarmış şaban ustanın kulağından.
- bunlar sana anlamsız gelebilir ama yapıcaksın, mühendis (6) demek köle demektir.
- sonra hep gülmüşler, çok eğlenmişler, ben de gitcem.
- sana verdiğim diğer beş yüz milyon işi yapmayı da unutma.
- bence tavşan ve diğer ustalar kesin harikalar diyarında..
- dur sekiz yüz elli üç tane daha manasız iş vericem sana.
- bana alis diyin müdürüm.

* * *

şapkasından 62 çıkarabileceğine inandığım bi adam var.
[i still believe - by börtni spiırs]

.

my kitchen is andes

Pazar, Mayıs 11th, 2008

- ne düşünüyorsun tatlım?
- içinde pembe sıvı (şalgam suyu/zehir/nuri alço iksiri) olan yüzüğümü kaybettim, üzülüyorum, sonra aklıma gandhi geliyor, sandaletin sol tekini de pencereden dışarı fırlatma vaktidir, filanımsı şeyler düşünüyorum.
- ne nedir tatlım?
- sabah gözüm bi kere açıldı mı tekrar uyuyamıyorum, yaşlılık işte bence budur.
- ne diyorsun tatlım?
- kendime diyorum ki bu bunlar bu yüzüğü kaybedince üzülmeler filan bunlar hep sahiplenme gibi ilkel güdülerin içimize ektiği nifak tohumları, esiriniz olmıycam diye hırslanıyorum, kapitalizme saydırıyorum azcık, devrim yapmaya karar veriyorum.
- ne ne ne yapıyorsun tatlım?!
- koş koş, mutfakta devrim var bey! tüm devrimci duygularımla yıkıyorum dünden kalan bulaşıkları!
- hığ tatlım!!?
- el pueblo! unido! jamas sera vencido!!!
el pueblo! unido!! hamas sera vencido!!
la laaa la laaa lalal lalal la laaa!

.