fernweh
Cumartesi, Haziran 14th, 2008
vista kullanan baban mı var, derdin var. notepad’i bulana kadar canım çıktı. rapid diyor, link diyor, yahoo grupların en kral owner’ı ve çektiği kamera görüntülerinden screen shot alıp alamayacağımızı soruyor. batıda gezdiğim ülkerlerde ağız tadıyla yaşayamadığım kültür şokunu kim derdi ki baba evinde yaşayacağım. fotoğrafları picasaya atıp arkadaşlarına link olarak gönderirse prestij sahibi olacakmış. bense pencereden dışarı uzun uzun bakıp, iç çekerek “con tirivolti..” demek istiyorum, gene de yardım edicem tabi.
ev: üstü kapalı bir sürahinin üstüne özenle konulan dantel. çocuk oldum ben; güneş gördükçe açığa çıktı çillerim; parmak uçlarım yüzmekten buruştu, dönüşte çamlıca’dan dondurma da yedim. anneme “bana pijama dik” dedim; fatma teyzenin büzülmüş dudaklarıyla nükhetdru taklitleri ahaha; dikiş payları 1.5 cm olacak, uff pijamam çok harika; he-man’in kılıcı niyetine, gölgelerin gücü adına sırtımızdan çıkarıp yukarı uzattığımız french-curve’ü bugün ilk defa anneme patrondan kalıp çıkarmak için kullandım, üstüne adımı soyadımı yazmışım, güzel yazıyla, muhtemelen on yedi sene önce. yarın eve dönüyorum, artık gitmek değil, sadece eve dönmek istiyorum.
*sevgili dostlarım, şimdi işi gücü bırakıp, yoğun ısrarlarınız üzerine % 100 kişisel gezi notlarımı siz okuyuculara aktarmayı, “batı batı dedikleri” isminde bir kitap çıkarmayı nasıl da isterdim. her paragrafın başına “bu bölüm gereksiz, ben olsam okumazdım” şeklinde notlar düşerken nasıl da eğlenirdim. geliniz görünüz ki böyle bir şey yapmam sizde hayal kırıklığına sebep olacağı gibi, bana da bir eziyet olacaktır. çünkü gereksiz heyecan, görgüsüzlük, kibir gibi handikaplardan ustaca sıyrılarak tarafsız ve asil bir şekilde gözlemlerimi aktarabilecek yetiye malesef sahip değilim. üstelik biz sefil bloggerlar için, blog hezeyanlarımızın kağıda, mürekkebe dönüşmesi, içimizde yaşayan hayaletlerin ete, kemiğe bürünmesine eşit olduğundan, tasavvuru dahi dizlerimizin titremesine yol açmaktadır. elimizin altında edit/delete/undo gibi fonksiyonların bulunduğu, bu likit, bu esneme noktası sonsuza yakın, bu gerçekte gerçek olmayan dünyanın en güzel yanı elimizle tutulamaz oluşudur. gözle görüldüğü iddia edilen kısımsa usta bir ilüzyonistin el çabukluğu, siz okuyan güzel gözlerin yanılma isteğinden başka bir şey değildir.
eğer geride bıraktığımız şeylerin sonsuza dek arkamızda “eserimiz” olarak kalacağını bilseydik, belki de hiçbir şey yazmazdık. “einmal ist keinmal” sildiğimiz şeylere hiç olmamışlar taklidi yaptırıyoruz ve bu konuda oldukça iyiyiz, yabancılar buna “we’re pretty good at that” diyorlar. kendimizi zehirlemekte öyle ustalaşmışız ki, kendi kendimizin afyonu olmuşuz, uyuşturduğumuz yanlarımızdan bir “ben” yaratmak istemediğimiz gibi, gerçeğe adım atmak da pek umrumuzda değil, arada bir damarınıza basabiliyorsak ne mutlu bize. hiç olmamışlar gibi, delete, hiç olmadılar ki, hmm öyle mi demişim, edit, yok canım demedim, ay elim sürçtü, undo, kaldığımız yerden devam edelim. “gel blogunun aynısını kitap yapalım” deseler, -o nahif kalıbımı basarım ki- bunu hiçbir blogger kabul etmez. bu yüzden “batı batı dedikleri” adlı bir kitap çıkarmak şöyle dursun, gördüğüm sayılı ülke üzerine birkaç cümle sarf etsem, bu bile affınıza sığınmayı gerektiren büyük bir cesaret örneği olacaktır.
gene de kendime ve üç dostuma hiçbir iddiası olmayan ve gene bu üç dostumdan başka kimseye faydası olmayacak bir gezi hatırası bırakmak istiyorum. tek sebebi ise hatırlamak istemem, tam olarak burada hatırlamak ve hatırlanmak istemem, taslağı elimde sürünen bu yazımı toparlayabilirsem eğer, belki bölüm bölüm, belki topluca, ama unutmadan, mutlaka, bir ara.
*dostoyevski’nin sesinden okunacak.
.
ucuza getirildik, bir gecede satıldık, soğuk içildik, buradan yırtıldık, stoklarla sınırlıydık ve artık bizim modelimizden üretilmiyor beyefendi, taklitlerimize yöneliniz, tükendik. otuz mayıs, ist
.
ustam bize iki “dir” çek, kimin içinde ne var ne yok görelim. iki gün önce, hatalı/eksik ntoskrnl.exe dosyasını komutlarla kurtarmaya çalışırken
.
“kendimi şanslı hissediyorum” yalnızca guugıl’da bir buton değil imiş. subject: Re canlarım, / from meh
