“sıkıntım ancak geçtikten sonra dilime vurur benim.” burcu
* * *
iddia ediyorum, mutlu olsaydım: herkese benden bir çay; günaydın şefim; günaydın müdürüm günaydın; kolay gelsin kat görevlisi; there are no unused icons on your desktop (maşallah+oley); bugün çok yahşisiniz özünüzü yidiğim güzel bayanlar; optü’ye yemeğe tabi ki derhal gidelim; i’m ready! i’m ready! i’m ready!; Fk=Vb x dsıvı; hesap makinesinde beş çarpı iki zaten hep on ama mutlu olsaydım ben dünya değişirdi.
* the story of bilinmek dahi istemeyen eşya *
“üzülme..” dediklerinde, cevap verdi:
yok, zaten üzülmüyorum, üzülmemenin sırrını buldum. “nasıl?” diye sorarsanız, elbette sorarsınız, sormuşsunuzdur. kendimi robotlaştırıyorum, kendimi içinde minik çarkları, kasnakları, lastikleri, buharlı sistemleri, pistonları, çivileri, vidaları, sıvıları olan mekaniğin kralı bir düzenek olarak hayal ediyorum, ben hayal edince gerçek oluyor. insan değilim ben, organikliğime dair herşey koca bir yalan, makineyim ben, tıkır tıkırım, sırrını buldum, üzülmemenin sırrını buldum.
sözlü tacize, densiz laflara, insanların kendilerine hak gördükleri şeylere şaşırmaktan öte tepki yok içimde. bendeki şaşırmak bile artık sözlük anlamını içermiyor. kafamın içindeki bir iki küçük tel parçasının lastikleri eriyor, kararıyor, o kadar. laf atıyor, adam laf atıyor mesela, laf atmak diye bir şey var mesela. jöleli saçları, çizgili kumaş pantolonuyla adam laf atıyor, önce şaşırıyorum dedim ya, sonra hemen kendimi eşyalaştırıyorum, komodin gibiyim, çekmecelerim var, adam çekmecelerle ilgili bir şey söylüyor, evet çekmece bu, çünkü ben komodinim, komodinlerin çekmecesi olur, yaşamın temel kurallarını hatırlıyorum, sayfaları çeviriyorum kafamın içinde, şematik cinsel organ resimleri, bilimde ayıp olmaz, adam diyorum x’lerle ilgili bir iki laf söyledi, bana doğru söyledi, şimdi bu denklemde x yerine çekmeceyi koyalım, komodinin çekmeceleri var, benim organlarım da eşya gibi, hayal edince, oluyor, eşya gibi davranırsam kimse beni rahatsız edemez, üzemez. çözdüm gibi görünüyor, o sokaktan tekrar geçmiyorum, adım atasım gelmiyor, jöleli saçlı adam, sırf bunları söylemek içim kaldırım değiştiren adam, kafamın içindeki database’de durduk yere hasar, jöleli saçlı ve çizgili kumaş pantolonlu adamlara dair, o sokağa dair değiştirilmesi güç, her seferinde geri çağırılacak olan bir an.
hayır üzülmüyorum. buldum çünkü, sırrını buldum. parmağını sallayarak konuşuyor kapı komşumuz, sallıyor çünkü psikolojik yardıma ihtiyacı var, gerçekten var ben bunu onu aşağılamak için söylemiyorum, o bağırıyor, “bu çiçek burada duracak!” gözlerine bakamıyorum çünkü gözleri deli insan gözü gibi bakıyor, içimdeki düzenek zangırdamaya başlıyor, kabuğum çok sağlam, içimde rezonans başlangıcı, az daha orada kalsam bir köprü gibi yıkılıcam, iyi ki eşyayım, tam bir eşya gibi “hıhı mıhı” diyip kapatıyorum kapıyı, haklı olduğum halde, özlem çok üzülüyor, ben eşyayım ama özlem üzülürse sistemim hata veriyor, üzülen bi eşya oluyorum, o komşunun ağzını burnunu bile kırmak istiyorum, o şey çiçek bile değil, çiçek olsa canlı olduğu için saygı duyucaz, ne yazık, ben de organik değilim, acaba o yüzden mi.. yok canım.
eşyayım ben, tabure mesela oturmak içindir, benim fonksiyonlarım arasında oturmak da var, hemen kendimi tabureye oturturum, çok kullanışlıyım.
az sonra kendimi yatağa yatırıcam, uyuyacak güzel düzeneğim, bir nevi şarj olma durumu. insan olduğumuza dair ikna etmeye çalışanlar illa ki var; ah acıyor, diyorlar; ah çok acılar çekiyorum, diyorlar; ben eşyayım ya, “hani?” diyorum, “neresi acıyor, fufliyim de geçsin, fuufffff..” acılara da çözüm buldum, jülyen doğrayıp kızartıyorum, üstüne de sarımsaklı yoğurt, şahane oluyor doğrusu, tabi yersen.
ikinci sefer “üzülme..” dediklerinde, cevap vermedi, eşyaydı.
kendimi eşyalaştırdığım zaman ne kadar acı duyabilirim ki, ayağınızı masaya çarptınız, “baaam!”, masadan özür dilemeyin, hissetmedi.
bu eşyalaştırmaya dair başka bir yazım vardı benim, alüminyumla ilgili, insan değil alüminyumdan yapılmış levhalar olsaydık mesela, deli gibi eğilip, bükülüp, yıpransaydık ama dışarıya hiç çaktırmasaydık, birisi bize kötü şeyler söyleyince geri yansıtsaydık, çelik aynaaa! ya da bize çok güzel şeyler söylemişler, o senin güzelliğin canım benim, pelikan da güzel maşallah.
eşya olursam bilinmem, öyle bir eşya olmalıyım. öyle bir eşya ki kimsenin aklına gelmeyecek, kullanışsızlığının ötesinde kimsenin manevi anlam yükleyemeyeceği, ihtiyaç duyulmayacak kadar işlevsiz, çirkin bir biblo gibi, gözden uzak olması için merdivensiz ulaşılmayacak yüksek dolaplara kapatılmış, atılsa ayıp olacak, öyle bir şey.
yirmi dört temmuz, cimeyl