arrange icons by date
Çarşamba, Ekim 15th, 2008
sanki her şey dün olmuş gibi. nasıl hepsi aynı anda dün olmuş gibi. ama olmuş gibi işte. tüm kaybedilenler, hepsi daha dün kaybedilmiş gibi, tek klasör altına dizilmiş, 20081013.
anlatamam ki şimdi ben, nasıl anlatılır bu bilmiyorum. sorun aslında kaybetmek değil, kaybetme anının beni o “kaybedilenler” klasörüne götürmesi. tabi bu klasörü anlatabilmek için öncelikle masaüstümü anlatmalıyım.
benim cici masaüstüm, belgelerim, bilgisayarım, çöp kutusu’yla başlar; programlarla devam eder; kaynağı d’ye gömülmüş klasörlerimin kısayollarıyla son bulur. eğer orada kısayol olmayan bir dosya veya klasör varsa, üç vakte kadar silinecektir. silinecek olan, yani varlığı eninde sonunda beni rahatsız edecek olan, gereksiz gördüğüm, şöyle bir dinleyip sileceğim, bir bakıp sileceğim, bir okuyup sileceğim, bir attach edip sileceğim şeyler.
kısayol stratejim basittir. biriktirmek istediğim şeyler için bir klasör yaratırım, o klasörün kısayolunu masaüstüne kaydederim ve -as i mentioned before- o klasörler d’de kayıtlıdır, c’de değil, herhangi bir format tehlikesine karşı korunumlu.
kaybedilenler klasöründeki her dosyayı isimlendirirken yyyyaagg formatına sadık kalırım. sadık kaldığım ender şeylerden biridir bu kronoloji konusundaki isimlendirme takıntım. gerçi bunun sadakatla ilgisi olmadığını da cümledeki son kelimeyle ele vermiş oldum. takıntılarıma sadık kalmam gibi bir durum söz konusu değil, zira onlar beni ele geçirmiş durumdalar.
kaybettiklerim, en kötü anlarım: bir tek terlik, bir ilkokul bilgi yarışması birinciliği, 2-2 devam eden bir maçın son seti, omuz hizasına yaklaşmış koyu kestane küt saçlarım, bir tekil “o” veya 5 dk’lık bir zaman dilimi. bu şeyleri kategorilemek için alt dosyalara ihtiyacım yok, hem onları ayrı ayrı sınıflandırmak onları aşağılamak, basite indirgemek olurdu. sadece ne zaman kaybedildikleri önemli, zamanı çok önemli, çünkü unutmamalıyım, çünkü ben unuturum. bu yüzden çiftlikten tekliğe inenler, işlem hataları, terli soğuk eller, fileye takılan toplar ve birinci çoğuldan parçalanarak üçüncü tekile düşenler, boynumdan enseme dökülen saç kırpıklarım yanyana. öyle bir yanyanalık ki bu, güçlerini varlıklarının bütünlüğünden alsalar da, hiçbir tekin birleşmesi tek bir çift, hiçbir “o”nun üst üste yığılması tek bir “onlar” yaratamaz. aynı, hiçbirinin geri dönmüş halinin eski haline benzemeyeceği gibi.
makas sesleriyle, leşleriyle, yaslarıyla, yokluklarıyla, kılpayı kaçışlarıyla, habersizce kaybolmalarıyla, avucumdan düşmüşlükleriyle, hala kanımla beslemeye devam ettiğim, kaybettiklerim.
işte 5-4′ün hikayesi, işte 5-0′ın hikayesi, işte ben bunları yazıyordum o gün orada. sorun aslında kaybetmek değil, hiç değil. sorun benim kısayollarıma olan mesafemin kısalığı, o klasörün içindeki son kaybedişin tarihi, o tarihin etrafındaki diğer dosyalar. yoksa sana yenilmenin huzurunun resmini bile çizerim ben, hem ben seni yenerim ki bence bi dahaki sefere. yenilsem bile son kaybedişimin çok güzel bir tarihi var artık, yeşil patiği, gri hırkası bile var: 20081013.
