archive for the 'dikkat empeüç var! ısırır' Category

mutfak sandalyesi

Çarşamba, Ocak 23rd, 2008

bazen şu fani dünyada kendime ait bir çamaşır makinesine sahip olduğum kadar hiçbir şey şaşırtmıyor beni. akşamları mutfakta sigara içerken, çamaşır makineme bakıp içten içe bir sevgi patlaması yaşıyorum ona karşı. sonra hemen şey aklıma geliyor, söz temsil bu evden taşınacak olsam koca makineyi de taşıycam, uff o an bi stres basıyor beni, sanki ben taşıycam sırtımda. mesela bilgisayarım için aynı şeyi hissetmiyorum ama çamaşır makinesi öyle değil. çamaşır makinemin adı Ruhi Bey. bu adı ona blogumu açtığım ilk gün koymuştum, o zamanlar biraz cüretkarmışım anlaşılan, şimdi olsa imkanı yok bu adı kullanamam. çamaşır makinesi sahibi olmak garip duygular uyandırıyor bende, arabam olsa aynı şeyi hissetmem, ama çamaşır makinesi, vay be dedirtiyor kendime, o kadar büyüdüm mü ben şimdi. bulaşık makinem olsa da aynı şeyi hissetmem, bulaşık makinesi evlenicek kız çeyizi gibi bence. buzdolabı da aynı hissi vermiyor, buzdolabının içi kirli mesela, kimse temizlemiyo hehe, ama çamaşır makinesi her daim yumuşatıcı kokuyo, deterjan kokuyo mis gibi, canım ya, valla burda olsa sarılcam ha.

 * * *

sene 2024: mahalle pub’ında 13. evlilik yıldönümümüzü kutluyoruz, kadim dostlarımız yanımızda, bu şarkıda dans ediyoruz, ceysın garip dans figürleri yaptırıyor bana ama nasıl da romantik komediyiz. o alkışlar, “vuuu”ları yapan da pub sahibinin oğlu edım. neden 13 derseniz daha yaşlı hayallere gerek yok da ondan. 2011′de evlenicez ceysın’la, stand by’da bekliyo kendisi. hayallerimizden utanmamalıyız.

 * * *

tespit: gece 1 dolaylarında bulaşık yıkarken ve hemen arkasından sabah sandviçini hazırlarken hüzünlü klasik müzik dinlemek insana kendini çok garip hissettiriyor. ağlayasınız geliyor elinize hemen soğan alıyorsunuz, soğanı yiyorsunuz kütür ktür, ağlamanız boşa gitmesin, israf. hele pnar beyazı ekmeklerin iç yüzeyine sürerkenki o an, aynı film karakteri gibi, gereksiz bi tripler filan, biricik jones.

.

thank google it’s friday & it’s you!

Cuma, Şubat 9th, 2007

The black cat and the white cat,
that are good luck and bad luck,
a lot of good luck and a lot of bad luck.
And in between there life plays,
*EMIR KUSTURICA

.

M

Çarşamba, Ocak 31st, 2007

M

qui de nous deux, inspire l’autre? /ki dö nu dö, inspire lotrğ/

.

mütemadiyen

Pazar, Ağustos 20th, 2006

dayan küçük domatis

canım sıkılıyor. çirkinim. -gözlerini belertip, here we go again bakışı fırlattığını gördüm!- aklımda üstüne uzun uzun düşünülüp gene de bir sonuca bağlanamayan en azından dört konu var. rakamla 4. rakamla 5 de olabilir, bu aralar her an her şey olabilir. uykum var. göbeğim var. hohoho diye gülüyorum. hohoho diye gülmemi istemiyorlar. hohoh. hoh. yo hayır gülmedim, cama buhar yaptım. çünkü mutluluk buğulu cama güneşi çizebilmektir. bunu ortaokulda öğrendik. ayrıca hedefi olmayan gemiye hiçbir rüzgar yardım etmez. size kalbim kadar bu temiz sayfayı ayırdığım için bir şey değil, ne demek, gene gel.

annem dedi ki “senin yerinde olmak isteyen kaç kişi var yavrucuğum. türkiye’nin geleceği çok karanlık, devlette çalıştığın için çok şanslısın inan. işini lütfen küçümseme, işini sev ve değerini bil. bak mesela ben hemşire oldum. yapıma uygun bir meslek olmadığı halde işimi her zaman hakkını vererek, titizlikle yaptım.” annem bunları söylemeden önce scotchundan derin bir yudum aldı. annemin bu sözlerini duyan babam sessizdi. pek bir şey söylemedi. ben tam olarak 3 şey söyledim. yazıyla üç. daha da açacak olursak söylediklerim şunlardı; gak, guk ve gak. o sırada bye bye happiness çalıyordu.

arizona dream’deki balık yanımdan geçti. sonra arkasını dönüp bana şöyle bir baktıktan sonra yanıma geldi ve “seni tanıyor muyum?” diye sordu. “hayır” dedim. “seni birine benzettim, kusura bakma” dedi ve gitti. rakamla 10 saniye sonra tekrar yanıma geldi ve “seni tanıyor muyum?” diye sordu. “hayır” dedim. “ya bak vallahi çıkarıcam bi yerden ama..” dedi ve gitti. yazıyla on saniye sonra tekrar yanıma geldi ve “seni tanıyor muyum?” diye sordu. “hayır” dedim. “şaşılacak benzerlik!” dedi ve gitti. roma rakamıyla X saniye sonra tekrar yanıma geldi ve “seni tanıyor muyum?” diye sordu. “hayır” dedim. “lan cengiz sensin işte, yeme beni şimdi” dedi. “la havle..” dedim ve gitti. bilinmeyen bir değişken olan y saniye sonra tekrar yanıma geldi ve “seni tanıyor muyum?” diye sordu. “hayır” dedim. “ben de seni tanımıyorum zaten az önce şaka yaptım” dedi.

bunca hayır‘ı hiç düşünmeden bu denli savruk kullanınca annemlere söyleyecek tek bir hayır‘ım bile kalmadı. istifa mektubumdan origami sanatı vasıtasıyla muazzam bir gargoyle yaptım. arizona dream balığına el sallarken gülümsedim ve küfrettim. balıklar ne söylediğinize değil nasıl söylediğinize önem verirler. bye bye happiness. gene gel. gelmezsen topsun. gak.

.

lüküs hayat!

Salı, Ağustos 1st, 2006

.