archive for the 'enteLLektüel diyenleri o fazladan L'yle sopalayan adam' Category

cellar door?

Cuma, Ekim 26th, 2007

Almanya’nın başkenti Berlin’deki Dış İlişkiler Enstitüsü tarafından düzenlenen, 60 ülkeden yaklaşık 2 bin 500 kelimenin göz önünde tutulduğu yarışmada, Türkçe “Yakamoz” sözcüğü, 3 kişilik jüri tarafından dünyanın en güzel sözcüğü olarak belirlendi.

*

dünyanın en güzel xxx’i de ne demek. bazen insanlar çok cesur. hepimizin bildiği gibi cesurlukla şeyin arasında da çok ince bir sınır var. dünyanın en güzel sözcüğünü seçmeyi kendine misyon edinmiş berlin dış ilişkiler enstitüsünü değil; kelimelere dokunup, okşayıp, onları koklayıp, öpüp, havalara atıp atıp tutabilen yazarları seviyorum ben. onlar bir kelimenin tüylü, dikenli, sert, sıvı, pamuk, kaprisli, tuzlu, ürkek veya pürüzlü şeyler olduğunu hissettiriyor, kelimeleri elimizle tutabiliriz, kelimelerin kıymığı olabilir ya da elimizi nemlendirebilir. işte o zaman kitap, okuyanı saran akışkanın rengi, yoğunluğu ve sıcaklığına kadar betimlenebilen doğal bir akvaryum yaratıyor. kitap okumak o akvaryumda sırtüstü yüzmek demektir. dünyanın en güzel sözcüğüymüş, üç kişilik jüriymiş. küstahlar.

.

tenkû no shiro rapyuta

Cuma, Ekim 5th, 2007

1. istiklal marşı

2. andımız

3. açılış konuşması, gülbener gen - hoşgeldin dünyama

4. arkasındaki yazıların izinin çıktığı bir defterin yıpranmış sol yaprağından, dokusu hacı şakir beyazı sağ yaprağına geçiş.

5. pamuktan örülmüş sayfada bir dakikalık saygı yuvarlanışı.

6. sheeta does not fall, sheeta floats:

ilk sahnede gökten süzülerek inen bir kızın, erkeğin kollarına düşüşü. bu kolay lokma, oh, how romantic! tamam, bundan herkes büyülendi, erkek kıza aşık oldu. oysa ki benim gözlerim bambaşka bir sahnede parlıyor. hikayenin en başından beri boynundaki kristali ele geçirmek için, dur durak bilmeden sheeta’nın peşinden koşan dola’nın* bıyıklı ve komik adamları (oğulları), sheeta dola’nın kendisine 5 beden büyük gelen kıyafetlerinden giyip, yemek yapmak için mutfağa girdiği anda ona aşık oluveriyorlar. ben o sırada “miyazaki gene yaptın yapacağını..” diyorum.

7. sheeta does not fall, because the tree does not let her fall:

pazu, elinde sheeta’nın elleri ve ellerinin birleştiği yerde o kristalle “destructrion spell”i söylerken bütün dünya yok olacak sanıyorum. hayır, yok olmuyor. laputa’nın gövdesini oluşturan o ağacın köklerinde asılı kalıyorlar. ağacın kökleri, ağaç ne kadar eskiyse o kadar vefalı oluyor. kökleri ağacın. odun değil, kökleri ağacın. dikenli çalı değil, kökleri ağacın. o zaman anlıyorum.

8. kapanış, ankaralı madonna - yaz bitti.

9. öksürme, hapşırma ve burun silme.

*dola: cadı burunlu, yaşlı, şişman ve fakat atılgan, çevik ve cengaver, tipik bir miyazaki kocakarısı. sadece mürettebatı mı, yoksa aynı zamanda oğulları mı olduğunu anlamadığım komik adamları var. bu adamlar dola’ya “mama” diyor. sonra anladık ki dola çok iyi birisiymiş aslında.

.

hello lemon

Çarşamba, Eylül 12th, 2007

* 

bir limonu bile algılamanın, basamaklarına erişeyemeyeceğimiz kadar çok permütasyona bağlı olduğunu düşününce,
communication sounds funny.

.

what’s the point of knowledge?

Pazar, Haziran 24th, 2007

filmin otuz dördüncü dakikası civarı bir yerlerde, donnie darko ve iki arkadaşı gözlerden uzak bir çayırlıkta içki içiyorlar. donnie tüfeğiyle boş içki şişelerine nişan alırken, diğer ikisi şirine’nin şirinler arasında neden var olduğunu farklı teoriler öne sürerek tartışmaya başlıyorlar. donnie dayanamayarak konuşmalarına dalıyor, iki arkadaşının söylediği yanlışları düzeltip ardından kendi çözümlemelerini aktarıyor. bence etkilenilmesi gereken şey, donnie darko’nun şirinler üstüne döktürdüğü tiradı değil, tam da ondan sonra arkadaşından gelen replik:

“damn it, donnie. why do you gotta get so smart on us?”[1]

bu replik filmdeki “favourite quote”um oluyor çünkü alçakgönüllülükle bezenmemiş her türlü bilgi, yorum, eleştiri bende hoşnutsuzluk yaratıyor. sitemim donnie darko’ya değil çünkü o kendi düşünceleriyle harmanlanmış bilgiyi sunuyor. beni asıl rahatsız eden, (çiğ) bilgiyi cebinden çıkarıp karşısındakine bahşettiğini sanmalar. oysa ki “ben gidip onu kitaptan da okuyabilirim.”

bırakın sosyal bilimleri; istendikten sonra yer çekimi, türev, integral, keppler kanunu, entropi ve hatta redoks tepkimelerinin bile içselleştirilip, mütevazı bilgilere[2] dönüşeceğine inanıyorum.

.

[1] neden bize zekilik taslamak zorundasın?
[2] bu tip bilgiler anlatanın gözünde pırıldar. anlatmaktan duyduğu heyecanı ve bilgiye duyduğu sevgiyi siz de hissedersiniz.

.

mükemmel bakkal

Salı, Haziran 5th, 2007

“Canlı, güzel, eşkenar bir dörtgen. Bu karenin size kendisinden söz ettiğini varsayın. Onun size söylemeyi akıl edeceği en son şey dört açısının eşit olduğudur. Bu onun için öyle doğal, öyle sıradan bir şeydir ki artık farkında bile değildir.” D-503 - Kayıt Beş

otobüs tünelden geçerken önümdeki koltukta, babasının kucağında oturan bebek tünel ışıklarına gözlerini kocaman açarak baktı. büyülenmiş gibi baktı, baktı, ışıkları uzun süre izledi ve gözlerini babasına çevirdi: “sen de gördün mü, sen de gördün mü, bu olağanüstü şey, bugüne kadar hiç böyle bir şey görmedim, buradan o kadar sakin görünüyorsun ki şu an yaşamakta olduğumuz şeye tam anlamıyla tanıklık ettiğini düşünmüyorum!”

eşkenar dörtgenle bi kafede oturuyor, karşılıklı ice-tea içiyorsunuz. eşkenar dörtgen olduğunu bir süredir unutmuş olduğun dörtgene bakıyorsun. o sigarasını yakıyor. bakıyorsun, bakıyorsun, uzun süre izliyorsun. içine amerika’yı keşfetmişsin gibi bir his doğuyor. tüm iç açılarını görüyorsun dörtgenin, birbirine eşit muazzam açıları, kenarları ve senin tarafından taranmaya hevesli tüm alanını. tam karşında duruyor. seni bir duygu seli, ağlama tutuyor çünkü sen kadınsın. yüzünü yıkamak için lavaboya gidiyorsun. (cristoph colomb da amerika’yı keşfettiğinde duygulanmış ve bu gözü yaşlı duygusal görünümünden arınmak için en yakın lavaboya koşmuştur) yüzünü yıkarken tanımadığın melez bir kadın spontane teselli etme hisleriyle omzuna vuruyor: pat pat. şimdi elin gavuruna eşkenar dörtgenin iç açılarını keşfedişini ve mutluluktan ağladığını nasıl anlatıcaksın.

ücretsiz “algı eşiğini düşürme operasyonları” düzenliyorum. çevrenizde sıradan görünen şeylerin mükemmelliklerine tanık olabilmeniz için. çevrenizdeki her şeye gözlerinizi kocaman kocaman açarak bakın diye. operasyonları gerçekleştirdiğim üssümün adı “mükemmel bakkal”. çünkü size mükemmel bir dünya satıyorum ve sattığım şeylerin reklamını yapmıyorum.

.