archive for the 'hasret'le domestik maceralar kuşağı' Category

spin’ler ve quiz’ler

Cuma, Ocak 25th, 2008

çarşamba günü özlem’le bozuştuk, ikimiz de birbirimize sinir olduk. masa tenisi oynarken ben kendimi fazla kaptırdım ve tabi ki bencillik yaptım, bu benim burcum gereği olan bi özellik, yoksa pamuk gibiyimdir. şimdi mert vardı, mert böyle genç ve çok süper masa tenisi oynayan bi insan ama biz ona “hüşş çocuk, n’aber la bebe ehehu..” filan dedik hep sanki biz gençmişiz de o yunurtadan yeni çıkmış gibi. mert bize hep spin çekti, o zaman biz vuramadık topa, ama bazen de biz bi vurduk n’aber mert şiştin mi, yaş yetmiş iş bitmemiş ahahahahahsah ayh öyk. ben çocuğa bi kere “sen gençsin hadi koş topa!” bile dedim. brüt 4, net 3 saat maç yaptık, sonlara doğru özlem sıkıldı maç yapmayak dedi, biz resmen ankaralı olmuştuk, bu -yak ekleri, bebe’ler, set sonlarında misket havasından oynayışlarımız hep bunun göstergesiydi. sonra ben özlem’e “ya üff ne be, maç yapak la!” dedim. özlem hemen arkasını döndü ve tırıs tırıs içeriye gitti, ben o anı fırsat bilip mert’la maç yapıp 2 seti de ona verdikten sonra teselliyi özlem’in kollarında aramaya içeriye gittim. bi baktım özlem bana resmen trip yapıyor, gözlerini kaçırıyor, benle oralı olmuyor ve dahi varlığım uzayda bir boşluk kaplamıyormuş gibi davranıyordu. o dakikadan sonra küsüşmüştük. gıcık. eve gelince de barışmadık, ta ki dün ben banyodan çıkıncaya kadar. bana “saatler olsun tontişim” diyince ben hemen barıştım. o gazla beyazları, renklileri, siyahları yıkadık. vakvak yelleri izlerken ben ordaki çocuğunu kaçıran babanın üzgün taklidini yapınca özlem oyunculuk yeteneğime bir kez daha hayran oldu. ateve’nin sürekli yeni dizi çıkarıp dördüncü, beşinci bölümünde finalle sonlandırması konusundaki rahatsızlığını “halide edip’i harcadılar” sözleriyle dile getirdi. koza olarak kullandığımız battaniyelerimizin içinden çıkıp uyumaya gittik, kelebek gibi. eğer özlem kelebek olsaydı ağzının kenarında hep polen olurdu ve ben de ona işmar ederek sileceği yeri gösterirdim. eğer birisine öyle işaret edecekseniz onun yansımasıymışsınız gibi davranın, onun sağ tarafındaysa kendi solunuzu kullanın, tecrübeyle sabittir.

* * *

*soru çok kazık olduğundan jpg de çirkin, böyle bi bulaşıklı, ben sevmem ama soruya yakıştı, kalitesiz kağıt yaprak test gibi, aslında onu severim, margarin kağıdını da severim böyle frş fşsrs. /editlere gelesin/ cevap pazartesi’ye ama ben dayanamayıp erken de koyabilirim.

.

minik malikânedeki büyük ihtiraslar

Cuma, Aralık 28th, 2007

trt2 ve trt3′ü yerlerinden oynatıp 12 ve 13 numaralı kanallara attım. yerlerine entivi ve sienentürk’ü koydum. karşı kanepeden bana doğru ters ters bakan iki çift gözü fark etmem uzun sürmedi. “ne’n var kuzum?” dedim yılışıkça. işi pişkinliğe vurup yırtmak düşüncesindeydim ve fakat sormaz olaydım. yok efendim sanki ben çok entivi ve sienentürk izliyormuşum da, bir kere bile o kanalları izlediğimi görmemiş de, trt2 ve trt3′ün 2 ve 3 numaralı kanallarda olmaması kıyamet alametiymiş de, fizik kurallarına karşı geliyormuşum da falan felen felan.

“aaaa! mübalağa ediyorsunuz kuzum!” dedim. lüzumsuz yere bozulmuştu, bu hallerini görünce kafasına bir tane vurasım gelirdi hep. “sakıncası yoksa kafanıza bir adet patlatmak niyetindeyim, ama bana karşı şiddet uygulamanızdan imtina ediyorum” dedim. nereden çıktığını bilmediğim iki valizi eline alarak ”o vakit ben bu evi terk ediyorum!” dedi. ben de “o vakit yürrüüü!” dedim ve dudağımı büzerek ve büzdüğüm dudaklarımın ucunda yumruk yaptığım elimi serçe parmağımdan başlayarak açarak püüüüürrrrfffct yaptım ve aynı türk filmlerindeki gibiydim. sonra hemen dayanamadım ve “nereye gidiyorsunuz, şimdi dizi başlayacak.. üstelik sizsiz yaşayacağımı nasıl düşünürsünüz? bakın gene imtina edeceğim o olacak.” dedim. o da “ah sizin bu olur olmadık imtinalarınız yok mu.. o vakit kalayım bari. mübalağaya dayanamam.” dedi. “o vakit..” dedim. o da “o vakit?” dedi. “haydi gel haylaz, gel de yüzüğümü öp, öp ki barışalım!” dedim. valizleri yukarı fırlatarak sevinç içinde koştu yanıma. serçe parmağıma taktığım kraliyet yüzüğümü öptü. bu, ikimizin dışında kalan birinin pek zor anlayabileceği bir saygı, sevgi ve sapınçlık seremonisiydi. 

sonra televizyonu bi açtık ki biz varız! meğerse bizi dönem dizisi yapmışlar! o sene çok reyting aldık. çok paramız oldu. gene de eski çizgimizden kaymadık. özlem nohut, pilav pişirmeye devam etti.

.

[not: yaşanmış bir olaydır, hatır lé sevgili/ateve]

.

kanepe gülü

Salı, Aralık 25th, 2007

hemşire kız hastanın özelliklerini okuyordu doktora. böyle ciddi bi ses tonuyla “82 yaşında, erkek…” ZAP! özlem o sırada kanalı değiştirdi. kanal değiştirirken cümlenin sonunu tamamlamayı da unutmadı: “…ve kepçe kulaklı” ben “hı, ne?” dedim. suratıma bakıp çok bilmiş bir eda, işve, tavırla: “82 yaşında, erkek ve kepçe kulaklı. hemen ameliyata almalıyız.” dedi. sonra ben o amcanın kulaklarının kepçe olmadığını, yastığa yatış pozisyonundan ötürü kulaklarının kıvrıldığını iddia ettim. özlem bana “yuh!” dedi. biz özlem’le hep iddialaşırız. sonra “bıçak sırtı”nı izlemeye devam ettik. sonra “bıçak sırtı” reklamlara girdi. dünya öyle küçük ki, kanallarda gezerken gene o amcayla karşılaştık. bu sefer kafasını yastığa koymuyordu ve o kepçe kulakları tüm gerçekliğiyle yüzüme çarptı. adeta amca kafasını yüzüme yaklaştırmıştı ve kafasını sağa sola salladıkça kulakları yüzüme çarpıyordu. filap filop! ayh! amca bizim salondaydı! sonra ben hemen amcanın gönlünü aldım: “amca bizim bi arkadaş var, allah sizi inandırsın kulakları sizinkilerden de kepçe, kulaklarını şakacıktan geriye yapıştırınca öyle komik oldu ki, biz yıllardır onu hep öyle sevmişiz meğerse farkında değilmişiz!” dedim. sonra hemşire “bu yaptıklarınız sizi öldürmez.” dedi amcaya. özlem “ama kepçe kulaklarınız öldürür, acil ameliyat diyorum size!” dedi. sonra da kalkıp yatağıma yattım zaten.

.

[yaşanmış bir olaydır, 24 aralık 2007 - doktorlar dizisi/şov tv]

[o “bizim bi arkadaş” da yaşanmış bi olaydır.]

.

haroşo

Salı, Aralık 18th, 2007

bugün size bakış açısı farklılıklarını anlatıcam. özlem’e, ördüğümüz atkıları fotoğraflaması gerekseydi bunu nasıl yapacağını sordum. şekil-a benzeri bir perspektif hayal ediyordum. özlem şekil-b’yi yarattı.

.

.

.

bugün size bakış açısı farklılıklarını anlattım. iyi günler.

.

üçüncü sayfamsı

Salı, Aralık 11th, 2007

ö.t. 25 yaşında ve sonunda yoğun örgü operasyonlarıma karşı kayıtsız kalamadı. karşı kanepeden bana meydan okurcasına, sinameki tavırlarla atkı örmeye başladı. aynı anda üç diziyi takip edebilme yetisi örgü esnasında tek diziye inse de çenesi durmamaya devam ediyor:

“beyaz şovu izledik ya cuma günü, insanlar zülfü livaneli’nin o entelektüel görüntüsüne satrancı yakıştırsa da, o aslında langırt oynamayı çok seviyomuş, sahte pasaportla yurt dışına mı çıkmış neymiş, çılgın yani, adam senin benim gibi değil kızııım, senin bugüne kadar yaptığın en büyük çılgınlık alışveriş çılgınlığıdır herhalde mehlika!?”

ben o sırada atkımın ucuna ponpon yapıyordum ve suratımda keyifli bir sırıtma vardı. (bu sahneyi hayal etmek yıkıcı hasarlara yol açabilir) alacağın olsun ö.t. gözümde hain bir çikodan başkası değilsin.

* * *

f.p. 25 yaşında ve kronik faranjiti var. faranjit tanımına getirdiği yaratıcı betimlemeleri okuyunca onun bir deha olduğunu anlamanız uzun sürmeyecek. tıp literatürü bu tanımdan yoksun olduğu için üzüleceksiniz:

“toplantının ortasında boğazımda gıdıklanmalar hissettim. gıdıklanmalar, sanki böyle kurabiye canavarının püskül püskül peluş vücudu gırtlağımın üstünde, boğazımda dolaşıyo.”

geçmiş olsun f.p. kurabiye canavarı daha önce gerek bir cemiyet toplantısı olsun, gerek bir feysbuk ilkokul buluşması olsun, hiçbir ortamda bu açıdan ele alınmamıştı. kurabiye canavarının ağzından yere saçılan kurabiyelerden bahsetmediğin için benyaptim.org özel fahri üyelik ödülünü hak ettin doğrusu, seni afacan.

* * *

d.ç. 28 yaşında gösteriyor ve terbiyesiz. bunu tam olarak bir iki hafta önce anladım. ben ona “demeet baksana buloğma çok eğlenceli bi şey yazdım bakh bak! ben şahsen kendim gözlerimi alamıyorum ve hala gülüyom yaa ıhıhıhıhı :D” diyordum ki kayıtsızca şu sözleri sarf etti:

“yok ben odamda okuycam, ben sayfanı sen yazmamışsın gibi okuyorum o zaman daha güzel oluyo.”

yok yea, anca gidersin d.ç. bye!

not: bir dosya olsaydım, uzantım *.pom olsun isterdim. en azından şimdiki ruh halim öyle dedi. şu anki ruh halim çok şirin. kafamda her biri ayrı renkte beş-altı ponpon filan var gibi.

.