archive for the 'hasret'le domestik maceralar kuşağı' Category

it’s us!

Cuma, Kasım 9th, 2007

bugünlerde bizi tam olarak böyle hissediyorum. tabi ki soldaki özlem. çinkü ben daha uzunum. ama biz böyle yaratıklar olsaydık ben kesin ciddi ve kasıntı olup, dünyayı ele geçirmeye çalışan olurdum. özlem de her şeyin tadını çıkarıp, eğlenen ve ciddiyetsiz olan olurdu. şiveps reklamında da var, hani çevir-aç kapağı anlatıyo ya biri diğerine, o da biziz mesela. “ouv tatlım, o çevir-aç kapaaak!” diyen benim. kesin benim kafama hep acme örsü düşerdi.

(blog da blog değil oyuncakçı dükkanı gibi oldu.)

.

özet

Cuma, Kasım 2nd, 2007

meraba ben ilkokul üçe gideli çok oldu aslında ve şimdi size tatilimin özetini çıkarıcam. mesela yarın  semst.. sömes.. sömestr.. eöö, onbeş tatilmiş, yarın tatil.

03.11.2007 - cumartesi

sabah kalktım, yüzümü yıkadım, arkadaşım cüneyt’le kahvaltı yaptık. sonra antibiyotiğimi içtim, tam 1000 mg ve boğazımdan mideme inene kadar yemek borumun iç çeperinde sürtünmesini hissettim. ben bunları hissederken yemek borum ve midem pek de delikanlıca olmayan peristaltik peristaltik bir takım hareketler yaptı. vücudumuzda ağızdan anüse kadar devam eden bir boşluk vardır ve böyle düşününce aslında hepimiz birer boruyuz. sonra cüneyt’le sıpanç bab izledik. sonra cüneyt, şu anda adını vermemin reklam olacağı bir kargo şirketinin indirimli tarifelerini duyunca kongo’daki dayısına peluş ayı gönderdi. böylelikle oldukça hesaplı bir iş yapmış oldu. çünkü kargoyu ucuza getirdi. mesela geçen gün de marketten nar ve çilek aromalı bitkisel çay aldık, ucuz diye, acayip tasarruf ettik. ev ekonomimiz hızla kalkınıyor, bitkisel çay içip midemize peristaltik hareketler yaptırıyoruz. bence peristaltik hareketler 2007′li yılların en kral hareketidir. sonra biraz kitap okudum ve tabi ki cüneyt’e yardım ettim, ev işlerinde yardım ettim cüneyt’e. tatilim çok güzeldi, keşke hep tatil olsa ama tabi ki okulu da çok özledim, arkadaşlarımı ve en çok da sıra arkadaşım cüneyt’i özledim. tatilde de beraberdik ama olsun.

.

happy easters

Çarşamba, Ekim 31st, 2007

iş yerinden bayram sebebiyle verdikleri çikolata kutusu önünde. kutunun kapağı, kutuyla doksan derece yapacak şekilde açık, kenarı ipli olduğu için kapak arkaya düşmüyor. çikolataların üstünü örten hışırtılı kağıdın üstünde parmaklarını gezdirip, en son sanki enter’a basıyormuş gibi net, keskin ve tek bir darbe: tıkıtıkıtıkırtıkıttırkrırktıtıtr TIK! bu onun laptopu. salonun öbür ucundan, üstünde battaniyesi ve ayağında komik patikleriyle dünyayı ele geçirmeyi hedeflemeler: “ilk olarak seninle başlamak istiyorum, korkarım ki güdümlü füzemi üstüne saliciiiiiim tıkıtıkıtıkırtıkıttırkrırktıtıtr TIK!” beğenmediği kanala zapladığım zaman masanın üstünde duran peçetesi bitmiş havlu peçete rulosunu megafon gibi ağzına dayayıp, dramatik türk filmi ağızlarıyla: “HAAĞYIR HAĞYIRR HAAAĞYIAAR!” sırf yaptığı çorbalar hemencecik bitiyor diye üzüldüğüm için düdüklü tencerede iki buçuk litrelik çorbalar. ben eve gelirken iki kilo domates (ayaş, tarla domatesi), iki kilo limon ve bir adet karnabahar. biz, karşılıklı iki kanepede, televizyonda ne olursa olsun, biri polar biri anneden kalma birer battaniye altında, el örgüsü yünlü çorap gibi, böyle sıcacık, rahat, ortopedik. mesela şimdi tutup “bi bitki olsan ne olurdun” desem, “maydanoz” der. anlatamadım da öyle bir şey yani. sanki ayağımızı attığımız yerden yabani adaçayı, kekik filan bitiyormuş gibi, soğuk, kış dinlemiyoruz, buzdolabının üstünde on iki sene önce çekilmiş fotoğrafımız.

.

bahane

Perşembe, Ekim 12th, 2006

sizi daha siz çocukkenden beri tanıyan bir adet 13 yıllık dostunuzla, iki sokak ötedeki çocuk parkında akşam saatlerinde tahteravalliye binerken. sigara içmek. bu yanyana gelmesine pek alışık olmadığınız iki eylemi gerçekleştirmek her şeye biraz yabancılaşmak demektir.

sigarayı kumda söndürüp çöp kutusuna atmak. günah çıkarmak belki.

bacak boyunuza uygun olmayan salıncaklarsa. tamamen mühendislik hatası.

.

arsenal

Cumartesi, Ekim 7th, 2006

yatağımın üstünde pembe kalpli pijamalarıyla oturuyor ve kafasında komik bir bandana var. bandaana. bandana. bandana. hahah. şu anda onunla ilgili şeyler yazdığımdan son derece habersiz. seveceğini düşünerek ona verdiğim kitabı okurken sürekli konuşuyor, yorum filan yapıyor. “ya gıcık oldum, bu aile tümden akıl hastası mı, bu paul zaten aptal aptal konuşuyo, sinirimi bozdu.” “ben söylemem öyle kitapla ilgili bi şey. kendin oku öğren” “top!” son iki gündür beraber izlediğimiz lost benim için bir kabus olmak üzere. “kızım manyak mısın bu adam ölmiycek ben izledim sonraki bölümünü. bence köpeğe bi şey olucak. şu kel adam kesin psikopat. doktorun peşinden gideceğine sawyer’ın güzelliğine bi baksana be kadın! ben konuşarak izlemeyi çok severim ya sen?” allah belanı vermesin ki ben sevmiyorum. “bi konuşmaz mısın!” bir iki birbirimize vuruyoruz, o bana “seni küçük aptal” diyor filan. ama sonra gene onun kucağında izlemeye devam ediyorum. üstümüzde yeşil bir battaniye. tüm bunları geçtim. yerimde duramayarak dinlediğim bir beşiktaş tezahüratı sonrasında soruyorum; “sen hangi takımı tutuyosun özlem?” “arsenal.” ikimiz de bir süre birbirimize titreyen dudaklarla baktıktan sonra deli gibi gülmeye başlıyoruz. sonra ben bunları yazıyorum. hâlâ yatağımın üstünde pembe kalpli pijamalarıyla oturuyor ve kafasında komik bir bandana var.

.