archive for the 'petrol var ve ben içiyorum' Category

bien

Pazartesi, Eylül 17th, 2007

dünyanın bütün tozu toprağı burada şimdi. dünyanın bütün tozu toprağı ucundan 2 cm kıvırdığım kotun paçasına dolmuş. (şaban usta, 3. tank 18 cm’e gelince 1. tanka geçicez, seviye almayı unutmayalım) dünyanın bütün tozu toprağı üstümden saçılıyor her adımımda. ayın halesi, ne bileyim yıldız tozu falan gibi değil bu toz, bildiğin ameleye benziyorum.

dünyanın bütün yükü topu topu ayağımdaki çelik botların ağırlığı kadar. arada bir yüzüme sinek geliyor, onu da kovalarken elimi salladım da kolum mu yoruldu. (usta, 18 cm oldu mu, gözünü seviyim hava yaptırma pompaya) önümde bir A4′lük tablo, 15 dakikada bir dolduruyorum çok şükür. en teferruatlı hesabım virgülden sonra 1 basamağa kadar gidiyor. ölçtüğüm en hassas değer, demir çubuğa bağlı bir metreden okunuyor, hata payı: ± 1 cm. kafamın hemen üstünde güneş yer değiştirdikçe yerini değiştirdiğim iki şemsiye. “gözümü biraz kapatsam hawai’de sanıcam kendimi” desem olmaz. hawai hayalimde şaban ustanın bıyıklarına birazcık yer bulsam olucak ama. (hello princess, welcome to batman)

dünyadaki günler 24 saat değil, 8 saatlik bir vardiya kadar. hesap vermek zorunda olduğum tek kişi var, o da baş mühendisim. debileri gösteriyorum, “perfect rates, sen bu işi kıvırdın” diyor. allah’ım, bu tozun toprağın arasında her şey mi bu kadar tıkırında gider, gidiyor. “usta basınç kaç?” diye bağırırken sağ kolumu yukarı kaldırıp, işaret parmağımı sağ sol, sağ sol yapıyorum. usta işaret parmağıyla 1 yapıp, sakal işareti yapar gibi elini yüzüne götürüyor. hemen anlaşıyoruz: basınç 100 psi. ustaya içimden bir smiley çakıyorum : )

dünyanın bütün hacmi biri 152, biri 120, biri 79 varillik 3 tank kadar şimdi. biri boşaldıkça diğerini dolduruyoruz. “bu kadar jeli kalbimize bassak, çatlakları doldurur muyuz şefim?” diyor (…) dünyanın bütün tozu toprağı burada şimdi. burada olmaya da devam edecek gibi görünüyor.

ps: bu seferki usta bana seslenirken “şefim” değil, “bayan” dedi. morelim bozuk.

15 eylül ‘07
kristal, batman

.

dünyayı scan’leyip
C:\ de klasörlemek emelindeyim

Çarşamba, Haziran 20th, 2007

az önce kafamda bir şirket kurdum ve kurar kurmaz tüm çalışanlarım için bir sirküler yayınladım:

meraba az önce kafamda kurduğum şirket çalışanları,

bugün ilk günümüz olduğu için önce tanışalım, ben genel müdür. sizi şimdiden çok sevdim ve hemen bi şey söylicem: şirket içinde tek bir kağıt parçası kullanılmayacak arkadaş! her şeyi word’de, excel’de bilemedin access’te filan yapıcaz. isteyen powerpört de kullanabilir fakat animasyonlu sayfa geçişleri yasak. tek bir kağıt parçası, dosya, asetat, spiral, zımba, ataç, cetvel, dolap, çekmece, arşiv, pano kalmayacak! (zaten o panolara gerekli bilgi harici her şeyi yapıştırıyosunuz keratalar ashagsdf) hatta bırakın bunları masa, sandalye bile bırakmıycam. gidiniz ve evinizde çalışınız cicilerim benim.

akıllara durgunluk verecek kadar steril bir dünya ve boş yere işgal edilmemiş metreküplerce hacimden bahsediyorum!

bu ilk sirkülerim olduğu için biraz heyecanlıyım, sanırım bu şey sirküler bile değil ama olsun. oldu, görüşürüz, öptüm.

not: şeyi de düşündüm, elektrikler kesilirse resmi tatil.

* * *

çalıştığım binanın içinde 1965 yılından beri nefes almakta olan bir dosyaya bakarken yazdım bunları. nefes almasından bahsetmem nostaljiye düşkün bir romantik olmamdan ileri gelmiyor elbette. bu dosya içinde barındırdığı yüzlerce bakteriyle birlikte benim gözümde artık bir canlı olmuş durumda. bir yanından kol, bacak çıkararak evrimleşirse şaşırmayacağım. bugüne kadar kaç kişi eline aldı bu dosyayı, şu sayfanın şurasını sigarasıyla yakan kim, şu raporda “arz” edenler, bu raporda “kanaatinde” olanlar kim? hepsinin tuvaletten çıktıktan sonra ellerini yıkayan insanlar olduğunu düşünmek istiyorum ama,, büyük ihtimalle sayfaları parmaklarını yalayarak çevirdiler. (cümle sonunda dosya derin bir iç çekti)

.

sektörde çektiğim sıkıntılar

Salı, Mayıs 22nd, 2007

iş yerimde abartısız -en azından- 10-15 defa tekrar tekrar yaşadığım bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

ilk karede sakin sakin çalışıyorum. aferin bana, içim geçmiş filan. ikinci karede kapıda gördüğüm karaltıya anlam veremiyorum ve saniyenin bilmem kaçta kaçı bi zaman dilimi  içinde “hıaaö!” şeklinde irkiliyorum. üçüncü karede hayal gücümün bana oynadığı oyunlar açıkça görülüyor. dördüncü ve sonuncu kare ise kapının önünden paspasla geçmekte olan kat görevlisi gerçeğini gözler önüne seriyor. çıkarılacak sonuç: insan, paspas da dahil olmak üzere her şeyden ürkebilir. petrolsektörü böyle sıkıntılı bir sektör işte. 

.

prezentabl ecnebiler

Çarşamba, Nisan 18th, 2007

ben bu yabancıları anlamıyorum. adamlar uçaktan iniyor, dakikasında ortama adapte olup sunum yapmaya başlıyorlar. bi jet lag ol be adam? yaşları kaç olursa olsun enerjikler, gülümsüyorlar ve aynı cnbc-e’de izlediğimiz dizilerdeki gibi espriler yapıyorlar! bir de uyutanlar var ama onlar oldukça azınlıktalar.

paul amcanın anlattığı flc2000 adlı kimyasal madde, -basite indirgersek- sondaj esnasında kuyuda meydana gelen kaçakları önlüyor. ama adam öyle bir anlatıyor ki, sanki flc2000′i yüzümüze sürsek sivilcelerimize iyi gelicek, yemeklere bi tutam atsak mutfakta harikalar yaratıcaz ve hatta ev temizliğinde kullansak % 100 hijyen sağlıycaz. adam teknolojiye gönül vermiş. bense sadece memurum. memur mühendis. kurşun asker. (fuck the system!) gene de fluid loss control 2000′e sevgi besliyorum. scada tabanlı otomasyon sistemlerine, vitrinde beğendiğim bir gömleğe bakar gibi bakıyorum filan.

ilk grupta bahsettiğim amcalardan olduğu daha “good morning!” demesinden belli olan paul amca, sunumu bitirdi. ceren kulağıma fısıldadı:

- ben bu mutlu gavurlardan nefret ediyom.

thank you for your attention.

.

açık çay tipi

Çarşamba, Mart 14th, 2007

“şefim bir şey içer misiniz?” diye sordu. hayatımda ilk defa birisi bana şefim diyordu, hoşuma gitmişti. “çay varsa içerim” dedim. “açık mı olsun?” diye sorunca, “yoo, normal olsun” dedim. bazı insanların “açık çay tipi” vardır çünkü, ben onlardan birisiyim.

bu daha önce beni defalarca sigara içerken gören insanların “sen sigara içiyor muydun?!!” diye sormalarına benziyor. allah aşkına kaldır o soru işaretlerini, ünlemleri canım kardeşim. tamam anladım, “sigara içen tip”im de yok.

bu durum bir avantaj mı yoksa bana herkes “fasulyeden” gözüyle mi bakıyor, bilemiyorum. gene de havaya girdim, bana “şefim” dedi.

.