good-for-nothing
Cuma, Mayıs 16th, 2008
v.1.
çizgiyi severim, çizginin her türlüsünü, çizim konusunda keşfedilmeyi bekleyen süper yeteneklerim olduğunu da düşünmüşümdür zaman zaman. mesela şeyin hayalini kurarım: böyle çizimle ilgili bir ders alıyorum ve hoca diyor ki, önünüzdeki kağıdı çizgilerle doldurun, sınıftan çıkıp gidiyor. herkes birbirine bakıyor, bazıları [trans halinde dil dışarıda] harıl harıl çizgiler çizmeye başlıyor, bazıları şaşkınlığını korurken bazıları çevreden gördüklerini taklit edercesine bi şeyler yapıyor. işte ben bu çerçevede apayrı bir yerdeyim. kağıdı irili ufaklı noktalarla dolduruyorum, kağıdıma bakıp “ya hoca nokta değil çizgi çizin demedi mi?” diyenlere “hıh”lıyorum. “ya önünüze dönseneniz, sana ne” dercesine çalışkan ilkokul üç öğrencisi tavırlarıyla kağıda kapanıyorum sinsice. sonra hoca usulca yanıma geliyor, kağıdıma bakıyor ve sonra bana bakıp “evladım sen ne anlatmak istedin?” diyince, ben yapıştırıyorum cevabı: “hocam hangi sandalye?” işte risk budur.
v.2.
ay az önce dayanamadım finali farklı yaptım ama asıl cevabım şey olucaktı: hocam ben çizgilere onları doksan derece dik kesen düzlemden baktım bu eserimde. [hayale gel, yazınca hiç beğenmedim, artık yeni hayalim “hangi sandalle” cevabı olucak]
v.3.
- yavrum neden diferansiyel denklem problemine cevap olarak sandalye resmi çizdin?
- hocam hangi sandalye?
- iyice aklın gitmiş senin.
- bence riks budur.
* * *
insanın odtü iktisat mezunu arkadaşına “bana euro al” diye eft yapması çok komik ahahhaha, resmen hunhar ve adicesine bir over-qualification operasyonu, zayiat. [şeye de benziyo: alo mikrosof? benim mavs bozuldu.]
hala yeni kontur almadım, artık konturlu birisi olmak istemiyorum, yaş oldu bayağı bi oldu işte, faturalı ve kalantor bi insan olcam, 532′li hat ve golden number* filan. [*yazıldığı gibi okurum]
kredi kartı ödemesini yaparken 16 haneli numarayı ezberden tuşlama esnasında doğruluğundan emin olma yöntemimin tuşların tone’larını müzik gibi dinlemek ve piyano çalar gibi tuşlara basmak olması da komikcesine.
ayın 15′ine yakışır bir takım yazılar oldu bu seri.
* * *
mesela dünyanın en gizli bilgilerini, şifrelerini filan giricekmişim bilgisayarıma, aynı lost’takilerin o sayıları girdikleri gibi, çok havalı di mi, ama bilgisayarı ayak başparmağımla açıyomuşum. [buraya bi 10 dk güldüm] sağ ayak başparmağı çorap altında böyle sevinçli, ürkek, piti piti. [10 dk derken sürekli değil, aralıklarla]
* * *
- mehlika, şey kuyusunda operasyon vardı ne oldu o?
- hmm.. müdürüm şey, şaban ustagil bilye oynarlarken içine düşürmüşler kuyunun, tam anlayamadım.
- ama olmuyo mehlika, on işi birden yapmalısın, hızlı olmalısın.
- işte sonra mandrake usta gelmiş, şaka yapcak ya tavşan atmış kuyuya.
- gerekirse cepten ara onları, cepleri cevap vermiyosa evden ara, evden açmıyolarsa polis çağır, zabıt tut.
- mandrake o arada bissürü renkli mendil çıkarmış şaban ustanın kulağından.
- bunlar sana anlamsız gelebilir ama yapıcaksın, mühendis (6) demek köle demektir.
- sonra hep gülmüşler, çok eğlenmişler, ben de gitcem.
- sana verdiğim diğer beş yüz milyon işi yapmayı da unutma.
- bence tavşan ve diğer ustalar kesin harikalar diyarında..
- dur sekiz yüz elli üç tane daha manasız iş vericem sana.
- bana alis diyin müdürüm.
* * *
şapkasından 62 çıkarabileceğine inandığım bi adam var.
[i still believe - by börtni spiırs]


