archive for the 'tam bir kadın' Category

on the thin side*

Pazar, Şubat 24th, 2008

bu adamı yani diyorum ki bu adamı bu kıza verelim mi, ama tabi ki de vermiycez, mutlu olmalarını istemiyoruz, onlar da “siz isteseniz bile biz istemiyoruz” beyanatında bulundular. şuralarından nazar, buralarından köşeli parantez yediler bunlar, bunlar ne sayıklasa yeridir, bunlar, bunlardan artık ne köy olur ne kasaba. bu kız diyorum bu adamı istiyor, kızı kendine getirmek için 2′ye basınız, şaşırmak için burnunuza basıp dilinizi çıkarınız, ayıplamak için önce basıp gidiniz öyle yapınız. sinirlenmeyin, biz bu ikisilerini birbirlerine vermiycez zaten, ant içtik vermeyecez diye, sabah akşam blokeliyoruz yüzlerini, gözlerini, ellerini ellerini! bunların sevmeye engel iç huzursuzlukları var, bunların ölümü küçük kaygılardan olacak. bu kızı diyorum bu kızı bu adama verelim mi, burada adama soruyoruz ama sormuyoruz aslında, arka sıralara doğru bağırıyor gibi yapıp duvara bakıyoruz, adam üstüne alınmasın diye, şüphelensin biraz, içi içini yesin ama emin olamasın diye. korkmayın biz bütün düzeneği en ince detayıyla hazırladık, bir araya gelemez bunlar. bize bak bu adam, bu gızı üzersen seni dövecekler var, kulağına fiske atıcaklarmış. bu kız n’aber sen n’apıyon, mühendis gibi hesaplar yapmakla olmaz, kılıcını toprağa saplamazsan olmaz, çorabının içine koyduğun çakıyı da çıkar, bu adam kürdan niyetine kullanır o çakıyı. bize bakın bu kızla bu adam, biz ant içtik, sizi size vermeyecez, ne bu kızı bu kıza, ne bu adamı bu adama vermeyecez, bunları bunlara vermeyecez, konuşturtmayacaz bunları, burunlarını kırıcız, iki beş kere öpüp öpüp sonra kırıcaz, kırarken bi daha öpücez, kıyamazken vurucaz, sonra tekrar öpücez, bu kızı bu adama, bu adamı da bu kıza sadece bi kere öptürücez, bunlar böyle ölecekler, herkes “ah ne romantik” diyecek, bunlar dirilip bir daha ölecekler, bunları bi kez daha diriltip, tekrar susturucaz, konuşmayacaklar, vitrine koyucaz bunları, bunlar birbirlerini izleyecek, biz bunları izleyecez, ant içtik, bunları ne birbirlerine, ne kendilerine vermeyecez.

*

.

run!

Cuma, Şubat 22nd, 2008

sonra ben kaçtım. hadi ben kaçtım bye! gibi. seven of swords çıktı falımda, tehlike, danger, gefahr! burıyı geçenler vurulucaktır, eğer ölmezlerse tekrar vurulıcaktır! geri dön meğlika, oh bebeğm, geri dön oralardan geri dön lan! olmaz öyle şey, paintte yazdığın tüm belki’lerin üstünü karala, olmaz çünkü olmaz çünkü olmamalı.

* * *

rüyamda sürekli dalgalar var ama boyu abartmıyorum bizim bina (205 feet) kadar! dalga tam da o kırıldığı yerden beni hoop içeri alıyor, ben bu konuda çok iyiyimdir, dalgaya yatma konsunda, özlem o konuda daha da iyidir, beni özlem eğitti, bi de abim -her ikisi de bacaktan kaldırıp dalgaya çarptırma tekniğini kullandı-. şimdi dalgaya önce diklemesine dalarsın fakat kırılma noktasının neresini olduğunu iyi bilmen lazım. dalga flşflşrflf olmadan dalga altına dalarsan diğer taraftan bir yunus gibicesine çıkabilirsin. ikinci dalgada vücudunu bir sörf tahtası gibi kullanarak dalganın üstünde kayarak gidersin. eğer fantazi yapmak istiyorsan üçüncü dalgada kendini geri geri bırakarak dalganın flşflşfrlfşfşf kısmında kaybolursun. ağzına burnuna kum kaçarsa üzülme, doğal bir peeling işlemidir tüm bunlar, işte şimdi daha da daha da daha daha ahahaha çok güzelsin!

* mini politik öykü *

öğlenleyin tayyar’la armada’ya gitmiştik. dönüşte taksici amcaya dedim ki “tepeaoğ’ya gidicez” dedim. adam “asdgjkas?” dedi. ben “hıö?” dedim. “dhjkağa’ya mı diyon?” dedi. “hee, tepeağo dedim ben de” dedim. gözüm soru işareti ve ünlem dolmuştu. iki dakka sonra adam “ya siz tepeağo’ya mı gidiceksiniz?” dedi. ben de “ee, eveeeet.. öyle dedim ya” dedim. “ya ben de ce-ha-pa’ya gidiceksiniz anladım iyi ki sordum bak” dedi. “ben ce-he-pe’ye cehepe dediğim için sizi anlamadım” dedim. adam gene söylenmeye devam etti. eğer cehepe’ye cehapa demeseydi çok iyi bir dost olabilirdik. dostlarımla aramda ideolojik ayrılık olmamasına özen gösteririm.

* * *

her kötünün içinde bir kötü, geriye kalan kötülerin içinde gene bir kötü vardır.

.

a fantastic love story

Cuma, Şubat 15th, 2008

- aşkm sana ayı aldım, ne kadar sevimli deyil mi, baksan ya sevimli ayı wini dı puuh ^_^

- asıl sana puuh! koş bakkaldan bi fiston layt, bi de kola al gadın!

- ühüh mühü hühü.. :.(

- hööööeyyt! sevgili deyiliz biz, sen bana pilatonik olarak kendini aşıg zannediyon sadece.

- ama neden aşkm ya, platoniği düzü mü var bunun?

- bu gadın neden fantastig şeyleri seviyor ya, bak hala duruyo, bak büyü fıydıracam gafaya geliyo bakh fantastik büyü!

- allah’ım gene hayalde bile rahat yok ya :.( bu seferkisi de android ayı.

.

 

.

salvo

Cumartesi, Şubat 9th, 2008

umutsarıkaya’nın büdümcük dudaklı adamlarından galiptekin çizimlerine geçişim hayırlı uğurlu olsun, etrafımı bol bol tarayarak başlıyorum. işin kötü yanı ben bu taramalardan hoşlanıyorum, tata tata tata tata! su kesintisi era’sından kalma bir su bidonunun içindeki iki bakterinin aşkı, coming soon! romantik komedilere gerçekten dayanamıyorum, kalbim ağrıyor, aa kalbim, hadi sen git yat, sana işimiz düşerse biz seni arıycaz. insanın kendini bilime vermesi gibisi yok valla, söz temsil tam “çocuğa bak ne yakışıklı!” diycem, aklıma dna diye bir şeyin varlığı geliyor, vazgeçiyorum hemen, birisine mi bağırdım, neden yaptığıma da anlam veremedim mi, “kesin var ya hormonlarım yüzünden” diyorum. her şeye deva/bahane buldum da, düşünceye karşı koyamıyorum. birisi bir şey düşünüyor ve kalbime bir ok saplanıyor, hello eros, go and f*ck yourself. yani bundan nasıl etkilenebildiğime şaşıyorum, tamam bak panik yapmıyorum, t=zaman, beyin=beyin, zaman olduğu sürece beyin n’apıcak, düşünücek, aynı şeylerin düşünülmesi de olası, fikirlerden bahsetmiyorum, onların etkileyici olması mantıklı fakat kendimden başka birisine değil açıklama gereği, anlatma gereği bile duymadığım, benimle birlikte olduklarının farkında bile olmadığım düşüncelerimi bir başkasında görmek, duymak, sezmek, bu beni çıldırtıyor. aynada başka birini görsem bu kadar şaşırmam.

sen daha hala yatmadın mı.

.

truncation error

Cuma, Şubat 1st, 2008

sabriye teyze bizim evlenmemizi istiyor. biz de istiyoruz ama birbirimizle değil, başka iki kişiyle. mesela özlem’e yorgan almaya gittiğimizde ordaki adam özlem’e çift kişilik yorgan vermişti de biz ayaküstü şoke olmuştuk. bu çift kişilik yorganla patlak veren “yoksa bizi çift mi sanıyorlar?” kaygılarımız had safhada. bu durum alışveriş esnasında takındığım şu tavırlarımdan kaynaklanıyor olabilir: “özloşum, pontikim, bu güzel oldu bunu alıyosun, tontişom bu güzel olmadı bunu bırak, aaaa pintiğim bunu kesin alıyosun, kokontocuğum onu almayı aklından bile geçirme” ben özlem’e hep böyle şeyler söylüyorum, özlem de ona söylediğim anahtar kelimelerin çözücü etkisiyle ben ne dersem onu yapıyor, hülasa ben onun imaj-maker’ıyım.

işte sabriye teyze bize “evlenin” dedi, biz de “evlenirsek birbiriyle yakın arkadaş/akraba/kanki olan iki kişiyle evlenmeyi düşünüyoruz” dedik. o da “aa yavrucuklarım tabi ki öyle olursa ne güzel olur” dedi. ayşe teyze “ikiz olurlar belki” diye ekledi. özlem “ben ikiz istemem, karışır” dedi. ayşe teyze de “e çift yumurta ikizi olur” dedi. ben “benimki çift sarılı olsun” dedim. özlem de “rafadan” istedi. sonra da hep beraber baklava yedik.

[yaşanmış bir olaydır, 21. yy - bizim salon]

* * *

oky kank’ımın sobesine cevabım: ben dünya çapında ünlü bir ’snowboard’cu olmak isterdim. özel helikopterime atlamak suretiyle gittiğim karlı dağ başlarında, kimsenin denemediği bir takım hareketlerle ünüme ün, egoma ego katardım. cidden isterdim. ama asıl evlenmek istiyorum ben. dünyaya bi kez daha gelseydim kesin evlenirdim bence. herkes imâlı imâlı evlenmekten konuşuyor, çünkü teorilerim gösteriyor ki 25′ten büyük olan her yaş 30′a yuvarlanır ve 30′dan büyük olan yaşlar 40′a yuvarlanırlar. en iyisi evli bir ’snowboard’cu olmak ve yuvarlanmak, bunu neden yapmadığımı hiç bilmiyorum.

.