zorla güzellik merkezi
Cuma, Ocak 18th, 2008

.
.
.
.
mini spoiler: adam aslında androidmiş.
film hatası: androidler yemek yemez.
firili & fürülü: firi-li, fürü-lü. ne anlama geldiğine dair çalışmalar devam ediyor.*
Cuma, Ocak 18th, 2008

mini spoiler: adam aslında androidmiş.
film hatası: androidler yemek yemez.
firili & fürülü: firi-li, fürü-lü. ne anlama geldiğine dair çalışmalar devam ediyor.*
Salı, Ocak 15th, 2008
sonra bana bir utanma geldi. sanki utanılacak bir şey yapmışım gibi. oysa ki kelimenin tam anlamıyla yaptığım hiçbir şey yok. uff, utandığım için utandım. yüzüm kızardı bi de. yoksa allığı mı fazla sürmüşüm? ama pembe kazağım güzel. iyi ki bu yanaklarımı almışım, kazağımla uyum içinde. utanmak yakıştıysa söyle çünkü ona göre devam edicem.
* * *
kafam kadın çantasına benziyor, içinde bir gün lazım olur hissiyatıyla tuttuğum bir sürü şey var ve ağır. kafam bi de büyük. yoksa permadan filan mı? ama saçım güzel. kafam kadın çantasına benziyor, kolumun altına alıp gezmelere gidesim, orada burada unutasım geliyor. ama kafayla oyun olmaz, nimet.
* * *
bir bulut olsaydım hiç böyle dertlerim olmazdı. gökyüzünde çeşit çeşit şekil oluşturur, soğuk bir hava tabakasıyla karşılaşınca yoğuşup, yağmur veya kar olarak efendi efendi yeryüzüne inerdim. yoğuşmak da kulağa biraz pornografik geliyor sanki, oğşit! -utanmasını sıradanlaştırmak için, pornografik dedi diye utanmış gibi yaparak elini yüzüne götürüyor, doğal halini abartılı bir şekilde taklit etmeye çalışarak kendini hafife alma mekanizması devrede- kafam çanta olsaydı şimdi fermuarını çekerdim ama önce içine kocaman bi mont koyardım, patlasın sıpa.
Perşembe, Kasım 22nd, 2007

pirenses:
- beyfendi, beyfendi bakar mısınız!?
beyfendi:
- ıhıhıhıhı :D aferdün?
pirenses:
- az önce ayakkabınızın tekini kafama attınız, sebebini öğrenebilir miyim!?
beyfendi:
- size bi şey anlatmak istedim, siz kadınlar mesajlara bayılıyonuz biliyom saklaman! hem artık dost olduk, bana sündirella adam diyebilink.
pirenses:
- !??
beyfendi:
- öpünce pirens oluyom.
pirenses:
- olmayın.
Pazartesi, Kasım 19th, 2007

blue nude:
- bana şişko dedin : (
matisse:
- meleğim, lütfen iner misin o topun üstünden.
blue nude:
- benimle konuşma!
Cuma, Ekim 5th, 2007
1. istiklal marşı
2. andımız
3. açılış konuşması, gülbener gen - hoşgeldin dünyama
4. arkasındaki yazıların izinin çıktığı bir defterin yıpranmış sol yaprağından, dokusu hacı şakir beyazı sağ yaprağına geçiş.
5. pamuktan örülmüş sayfada bir dakikalık saygı yuvarlanışı.
6. sheeta does not fall, sheeta floats:
ilk sahnede gökten süzülerek inen bir kızın, erkeğin kollarına düşüşü. bu kolay lokma, oh, how romantic! tamam, bundan herkes büyülendi, erkek kıza aşık oldu. oysa ki benim gözlerim bambaşka bir sahnede parlıyor. hikayenin en başından beri boynundaki kristali ele geçirmek için, dur durak bilmeden sheeta’nın peşinden koşan dola’nın* bıyıklı ve komik adamları (oğulları), sheeta dola’nın kendisine 5 beden büyük gelen kıyafetlerinden giyip, yemek yapmak için mutfağa girdiği anda ona aşık oluveriyorlar. ben o sırada “miyazaki gene yaptın yapacağını..” diyorum.
7. sheeta does not fall, because the tree does not let her fall:
pazu, elinde sheeta’nın elleri ve ellerinin birleştiği yerde o kristalle “destructrion spell”i söylerken bütün dünya yok olacak sanıyorum. hayır, yok olmuyor. laputa’nın gövdesini oluşturan o ağacın köklerinde asılı kalıyorlar. ağacın kökleri, ağaç ne kadar eskiyse o kadar vefalı oluyor. kökleri ağacın. odun değil, kökleri ağacın. dikenli çalı değil, kökleri ağacın. o zaman anlıyorum.
8. kapanış, ankaralı madonna - yaz bitti.
9. öksürme, hapşırma ve burun silme.
*dola: cadı burunlu, yaşlı, şişman ve fakat atılgan, çevik ve cengaver, tipik bir miyazaki kocakarısı. sadece mürettebatı mı, yoksa aynı zamanda oğulları mı olduğunu anlamadığım komik adamları var. bu adamlar dola’ya “mama” diyor. sonra anladık ki dola çok iyi birisiymiş aslında.