archive for the 'tam bir kadın' Category

safe and fully protected

Pazar, Eylül 30th, 2007

.
.
.
.
.
.

öncelikle uykunun hak edilen bir şey olduğundan dem vuran friedrich’in suratına okkalı bir yumruk. log normal eğrilerden gaussian eğrilere ve oradan da sadece ve sadece bir kaç noktaya terfi eden sevgi dağılımları çizen beyine bir bazuka. soğuk ellere bolca krem, çokça krem, plazmolize kadar krem. şampuana terebentin, çünkü saç uzatıyor. saç uzamalı çünkü acı vermeli ustura değdiğinde. nasılsınız mehlika. tout va bien, tout va bieen. size beş battaniye yazıyorum, biri inceldiğinde diğerinin altına girersiniz. das ist schön. nasılsınız mehlika. sehr schön, herzlich wilkommen. nasılsınız mehlika. un dos tres. nasılsınız mehlika. sabah özlem’e patates yaptım, et yidıkh. nasılsınız mehlika. metin üstündağlığa mı özendiniz. nasılsınız mehlika. fakyu. nasılsınız mehlika. vay anam, loop’a girdi bu. nasılsınız mehlika. kelimelerim parsellendi, o sebeple yazamıyorum. nasılsınız mehlika. sana bir şey söyliyim mi, senin gibi yazıların ortasında elektrikler kesilir genelde. nasılsınız mehlika. ben gidiyorum. nasılsınız mehlika. şu an o kadar üzgünüm ve üzgünlükten geberiyorum ki gelip hemen post yazdım, oldu mu. pek oldu. uykum yok sadece. ilk cümlede friedrich’e ayıp oldu ama. onu boşver de loop’tan çıktın sen. ay pardon, nasılsınız mehlika. yemezler. hahah. ne hahah, hohoh. o değil de senpatiklikten ölcez bi gün. sen dur ben bi sınırları zorlıycam: mihihi. inan ki çok başarılısın. sağol.

.

3. şahsın ellerinden tutmak

Çarşamba, Mayıs 16th, 2007

topuklu ayakkabılarla yürürken ve bisiklete binerken yüzünde aynı ifade oluyor senin. “o anlarda gizliden fotoğrafını çekmek istiyorum. ben senin gözlerine bakıyorum, yani yandan, böyle biraz daha senden geride durup. otobüste en arkaya oturmak gibi.” en başta çok mutlusun. rüzgarın saçlarının arasından akıp gittiğini her saç telinde hissediyorsun. zincir sesini topuk sesine benzetiyorsun, biliyorum. bisiklete binerken çocukluğuna dönüyor, topuklu ayakkabılarla yürürken büyüdüğünü hissediyorsun.

günün sonunda yüzün değişti. günün sonunda pedallar ağırlaştı, yedi yaşındaki ruhun şimdiki bedenini taşıyamıyor. günün sonunda o ayakkabılarla o kadar büyüdün ki şimdi seksen yaşındasın. yoruldun. buraya bir kontra pedal. dur!

yedi yaşını “annen eve çağırıyo” diyip eve gönder, seksen yaşına bi taksi tut. geriye kalan kendini al bana gel. niye duygulandın, n’oldu şimdi anlamadım ki ben.

not: pişkin yazar üçüncü şahsın yerine geçmiş ve kendini ona anlattıracakken birdenbire üçüncü şahsın ellerinden tutmuş ve şöyle demiştir: “kimseye değil, bana anlat. beni görmezden gelemezsin!” haşa! seni kim görmezden gelebilir sevgili ego. üçüncü şahısla da senli benli oldun ya, ölsem de gam yemem artık.

.

i’m catwalkin’ baby!

Cuma, Mayıs 4th, 2007

.

hissikablelvuku

Pazartesi, Nisan 23rd, 2007

bu yirmi üç nisan tatili çok ama çok süper olacaktı, biliyordum. daha doğrusu hissediyordum. ben böyle şeyleri hissederim. sanki içinde tohumu patlayan toprak gibi olurum! içten içe gümbürder, gümbürdedikçe heyecanlanırım! heyecanlanınca ellerim soğuk soğuk terler, tütünü kurumuş bir sigara gibi, nefes aldıkça çıtırdarım! çimenlere basmak isterim, çimenlere basarım.


..ibareli yegâne çimenler,
şol odtü’nün çimenleridir sevgili windows önü çiçekleri.

tahmin edemeyeceğiniz üzre, bu yirmi üç nisan tatilinde opti’deki çimlere filan gitmedim. bahar temizliği yaptım ben. perdelerimi yıkadım, camlarımı sildim, köşe bucak toz aldım ve “uzun zamandır ensemi kaşındıran tişört etiketlerimi kesme” operasyonu düzenledim. gereksiz gibi göründüğü için yapmayı sürekli ertelediğim yüzlerce şey yaptım. şu anda tüm bünyeme dozajı yüksek bir huzur hakim.

çimenlerde yorulmuş, sonu mutlu biten bir film izlemiş gibiyim,, sonu hüzünlü ama güzel olan bir film de olabilir.

.

“little miss sunshine”s

Pazartesi, Mart 26th, 2007

*paperdolls

anladım ki, bizim maksadımız alış veriş yapmak;
birbirinden yeni sezon kıyafetler giymek;
pahalı etiketlerin üstünün kırmızı kalemle çizildiği indirim zamanını beklemek;
stres atmak veya güzel olmak değildi.

biz sadece, girdiğimiz tüm mağazalarda hoşumuza giden şeylere dokunup;
kumaşlarını okşamak;
kokularını içimize çekmek;
ayrıntılarına şaşırmak;
benliğimize yakın bulduğumuz bu nesneleri kendimize has bir şekilde sevmek istiyorduk.

bu bize yetiyordu.

 

.