a poem by miss understood
Pazartesi, Kasım 27th, 2006
merhaba!
öncelikle bizimle çalışmayı seçtiğiniz için kurumumuz adına size teşekkür ederim. kapıdan geçerken x-ray cihazımız üstünüzde bol miktarda bağlaç ve kurgu elemanları tespit etti. açıkçası bu çoğu müşterimizde karşılaştığımız bir durum. hayır, hayır, panik yapmayın lütfen! cebinizdekileri şu dolaba yerleştirmeniz yeterli. nasıl olsa çıkışta hiç birini istemeyecek, “ihtiyacı olanlara bağışlayın lütfen” gibi şeyler söyleyeceksiniz. şimdi size inanılması güç gibi geliyor, gülüyorsunuz fakat sizin için planladığımız özel süreç tamamlandığında kendinize siz bile inanamayacaksınız.
son kelimelerinizi de bu dolaba kilitlediğinize göre, artık bizim tabirimizle “çıplak”sınız. yani kendinizi hazır hissettiğiniz an işlemlere başlayabiliriz. sizi biraz rahatlatmak için problemlerinizi kısaca özetleyebilirim.
siz hanımefendi, siz kelimelerinize olan inancınızı kaybetmişsiniz. kendinizi ifade edemediğinizi düşünüyorsunuz ve bunu yaparken bile -affınıza sığınarak söylüyorum- o aptal pembe filtreli gözlüklerinizi çıkamıyorsunuz. siz sadece “olmak” ve olduğunuz an oracıkta “anlaşılmak” istiyorsunuz. yazılarınızda kendiniz olmaya öyle odaklanmışsınız ki “ne yazsam da benim yazdığım ilk kelimeden anlaşılsa” diye düşünmeden edemiyorsunuz. sevmediğiniz birisi sizin sevdiğiniz şeyleri sevecek, kullandığınız bir kelimeyi bir başkası da kullanacak, hatta sizden önce belki de kullanmıştır diye aklınız gidiyor. araya ingilizce kelimeler serpiştirme huyunuz ise hep bunlardan kaynaklanıyor, you know. her şeyi ilk siz yapın istiyorsunuz ve sizin yapacağınız şey daha önceden yapılmış bir şeyse sıradan olduğunuzu düşünüp kendinizi zehirliyorsunuz. bunca şeyi düşünürken nasıl gerçek kendiniz olabilirsiniz ki hanımefendi? lütfen kendinize haksızlık etmeyiniz. ikimiz de biliyoruz ki siz kendinizi bir şey sanmaktan bir şey olmaya vakit bulamıyorsunuz. oysa ki siz çoksunuz hanımefendi. derecenin ucundaki kırılan civa gibisiniz. dört bir yana saçılıyorsunuz ve hiç bir şey olmamış gibi şarkı filan söyleyerek, oradan oraya öteleyerek kendinizden tek bir parça oluşturmaya çalışıyorsunuz yeniden. e o derecenin ucunu neden kırıyorsunuz ki hanımefendi?
her şeyin bir derecesi var! ne olmuş yani onlar da sizin sevdiğiniz şarkıları, filmleri, roman kahramanlarını ve burada saymadığım bir çok şeyi seviyorsa.
bunları sizi üzmek için saymadım, biz size yardımcı olmak için buradayız. tüm saplantılarınızı silip, size orjinal bir siz vereceğiz. yepyeni hikaye algoritmalarınız olacak ve onları dünyada bir başkasının da yazıyor olması ihtimali
aklınızdan bile geçmeyecek. rahatlayın hanımefendi. rahatlayın. parmak iziniz şahidim olsun ki; hiç kimse herhangi bir şeyi bir başkasının sevdiği gibi sevemez; hiç kimse bir başkası gibi olamaz; hiç kimse bir başkası gibi kurgulayıp, bir başkası gibi yazamaz.
