cattle olmayı istemek
Pazartesi, Aralık 24th, 2007
bütün ankara 1 hafta boyunca kombisi kapalı kalmış ev gibi. buzları kapağının kapanmasına engel olan tek kapılı buzdolabı gibi. buzluğun tam ortasında, buzlanmaya direnen 1 dm3′lük (10 cm x 10 cm x 10 cm) hacime sıkışmış buz kalıbındaki vişne suyu benim. sirke de olabilirim. ankara’da kaç sene yaşamış olursam olayım, hiçbir zaman yakası bağrı açık paltolar giyip, boğazına ince bir atkı bağlayıveren o çok özendiğim kızlardan olamayacağım. burun hizasında atkı, pantolon içi külotlu çorap, çorap üstü çorap, neil armstrong usülü kapüşon, meraba ben robokop! elimi uzatabilsem dost olucaz ama kol hareketlerimi sınırlayan anorak montum henüz son teknolojiye göre güncellenmedi.
* * *
bayram benim için trt-1′in “çizgi film kuşağı” adı altında verdiği miyazaki serisinden [1] [2] [3] [4] ibaretti. tabi abim haber vermese ruhum bile duymayacaktı. buradan kendisinin yanaklarından öpüyor, kulaklarından çekiyorum.

* * *
eve her gidişimde bi şeyler daha da küçülmüş, ben daha da büyümüşüm gibi oluyor. alice harikalar kumpanyasında, sihirli şekeri ye büyü, sihirli mantarı ye küçül. (bu lavabo bu kadar alçak mıydı? eskiden musluğa doğru uzanırken su bileğimden dirseğime doğru akar, kolum ıslanırdı. şimdiyse eğiliyorum!) büyüdüğümü şeyden de anladım. ilk defa buzdolabının kapağını açıp “ya canım bi şey yemek istiyo, ama ne istiyo, bi bulsam hemen yiycem ama ne o allah’ım, ne ne ne?” diyerek dakikalarca düşünmedim. hatta buzdolabını sadece 1-2 defa açtım, o da zorunluluktan. ben kesin büyüdüm. (sevimli yetişkinleri küçülten turbo marka sakız aranıyor) sonra büyüdüğümü bi de şeyden anladım: artık ışıkları kendim açabiliyom, boyum yetiyo. ahahahhahahakdfjgh sustum.
