dördüncü gün
Cumartesi, Ekim 4th, 2008
şimdi bir öğleden sonra.
tül perdeden içeri süzülen öğle ezanı, mütevazı bir oturma odasının orta yeri, bol kırlentli bir divan. ağzını açsa esneyecek, adeti olmamasına rağmen “aziz allah” diyor esnemeye yakın bir sesle, belki de anneannesinin sesinden söylüyor bunu, belki de söyleyesi geliyor da söylemiyor.
sessizliği fırtına öncesiyle bir, usluluğu kıyamet alameti sayılabilecek bir çocuğun saatinden duvara yansıyan bir ışık. sadece ışık değil, takatsizliğine 6 taksitle borçlanmış bir devinim bu: bir aşağı, bir yukarı, bir sağ, bir sol, ama en çok kuzeybatı-güneydoğu istikametinde çırpınışlar…
ucundan tutuversen, ki ayıptır tutulmaz, elinde kalacak zikzak bir dikişle, bu divana, bu kırlentlere, bu tül perdeye ve en çok da bu zaman dilimine, bu öğleden sonraya özenle teğelliyor kendini.
akşam sefasının arsız kokusu parmaklarını çözüyor, göz kapaklarına iniyor, seslensen gözlerini açıverecek, aman ha açmasın, uykusu göğsünden söküyor kendini, kaburgalarının dikişi gevşedikçe, uykusunu uçuyor kalbi.
bu uyku güzel değil, çirkin değil, sıkıntı değil, bu uyku şimdi öğleden sonralardan bir.
