suspended

Pazar, Aralık 7th, 2008

i fell like an animal that creates and edits text files using basic text formatting.

özlüyor musun mehlika’m, dedi, hayır, dedim gözümü kırpmadan. bi yerden çıkacağı varmış. zaten hep sonradan olur, olur gider, ama hep sonradan. neden.

* * *

zaten her şey hep sonradan olur, çünkü sen “birdenbire”nin aşığısın, düşünmezsin ki “birdenbire”nin ardında upuzun bir “sonra” vardır, sonrasını hiç düşünmezsin, ama bir sonrası illa ki vardır, mutlaka vardır. yaşa bakalım şimdi, güzel güzel yaşa, uslu uslu ölmek için.

“oysa” biriktiren içli bir dostum vardı bir zamanlar. okuduğu kitaplardan “oysa”lı cümleler toplardı, toplamak kimseye yakışmazdı ona yakıştığı kadar, daha doğrusu topladığı tüm kelimeler, eşyalar onun elinin altında, onun tüy hafifliğindeki sarı ışığında güzelleşir ve -bu kısmı anlayamayacaksınız ama- ehlileşirdi. o toplama işini bir “sahiplenme” dürtüsüyle yapmazdı, toprağı işlemeye benzer bir özveriyle yapardı bunu. “hayatını çok önemsiyorsun.” demişler, onu bilememişler, ellerine biraz daha uzun baksalar, anlarlardı, bana kalırsa elleri gözleriydi onun. sevgiyle -ve çekinerek- kulaklarını çınlatırım.

hırçınlık, hırçınlık, yelelerimden savruluyor, ben mi ürktüm, ürktüğüm için mi, şimdi kolaysa koy ağzıma o kesme şekeri, kuyruğumu sallıyorum, kuzgun gibi tüylerim, hırçınlık, hırçın, oysa ki koştursam sakinleşicem, bu düzenin dizginine küfürler, birazcık koştursam, mahmuzunuz burnunuza girsin, bana gerek değil, bana boş uzaylar gerek. /tam burada uzay boşluğunda ufacık bir ilk hızla sonsuza salınmış bir at ceseti hayal et, creepy huh?/

bencilliğimin hızına yetişemediğim zamanlarda sinirimden ağlıyorum, kendimi tanıyamıyorum, iyi bak, diyor, tam karşındasın.

feyza, güneş ve özlem, rüyamda beni beklemeyip otostop çektiğiniz arabaya binip gittiğiniz için size küstüm ve rüyamda size okkalı, sunturlu küfürler ettim haberiniz olsun. (cidden ettim be)

sadece yazmak değil, okumak da samimiyet gerektiriyormuş, son zamanlarda onu anladım.

* * *

“curruk” diye bir kelime var, ama siz bilmeyebilirsiniz çünkü o kelime sadece alanya’da var, sanırım. “sanırım”dan sonra araştırdım: curruk; ıslak, su gibi demekmiş. ama ben daha çok bir efekt veya bir sevgi/coşku nidası olarak kullanılmasından bahsedicektim. yarışma programlarında yanlış cevap verince “zwoinkkk!” filan gibi bi ses olur ya, işte onun alanyalıca karşılığı bence “curruk”. dart oynuyorsun, ok saplanması gereken yüzeyi tamamen ıskalıyor, işte o da “curruk”. bunları tamamen kafadan atıyor olabilirim ama emin olduğum bi şey var, “curruk gibi ıslanmak”, evet o kesin var alanya’da, hem orda hep yağmur yağar. işte ben onu feci derecede özlüyorum. o yağmurun altında şemsiyeyle yürümeyi, yok yağmur üstüme yağsınmış, üstüm başım ıslansınmış, hiç öyle dertlerim olmadı, şemsiyemle efendi efendi yürüdüm yağmurun altında. o anları anlatmaya çalışmak, tadını tarif etmekte zorlanacağım bir yiyeceği anlatmaya çalışmak gibi şimdi. ilkokul veya ortaokul günlerim, yağmurluğum ıslanmış, sınıftan içeri giriyorum, içeride ıslak mont kokusu gibi bi şey var, gündüz olmasına rağmen florasanlar açık, bulutlar karaya yakın bir grilikte, orta yerde kurusun diye açılmış birkaç şemsiye, gök gürleyince pencereler zangırdıyor, öyle usul usul falan değil, arsızca yağıyor yağmur, offf, anlattıkça daha da özledim, ankara’nın hiçbir mevsimini sevemiyorum ben, curruk yok burda.

rüyamda seni de gördüm.

* * *

kırk iki numara banyo terliği gibiyim, hüzünlü ve ıslak.

* * *

my perfect art: geri çekilmek.

* * *

özlüyorum. but that’s ok.

.