archive for the 'ağır tahribat, tahrifat ve silah zoru hikayeleri' Category

4th dimension

Pazartesi, Şubat 7th, 2011

sanki köşeyi dönünce, ya da sokağın öbür ucundan bu tarafa yürüyormuş da, ikimiz de habersiziz ama ben biliyorum aslında, az sonra karşılaşıcaz: birdenbire.

*

evinin önünden geçerken, sanki işte tam da oracıkta, mesela balkondaymış gibi bir hisse kapılıyorum. onu görmek istiyormuşumla aslında o aptal suratını görmek istemiyormuşum arasında salıncak gibi sallanan, sıkıntılı ve garip bir ruh hali. salıncak da değil aslında: gondol. aşağı doğru hızla inerken merkezkaçan iç organların tümü bağlı oldukları doku sanki yokmuşçasına vücuda tutunmayı bırakıp, havada asılı kalmayı tercih ediyorlar çünkü. ilkokul dörtteyim. belki eskişehir’e anneannesinin yanına gitmiştir. o zamanlar yaz tatilinde alanya’da o yaşta bir çocuk olmak zor, zira ebeveynler sabilerinin başına güneş geçer de tepe sersemi olurlar diye korkuyorlar. benim bahanem var, en samimi arkadaşım çisem beni evlerine çağırdı ben de ondan gittim herılt. bi ara konusu açılıyor, çisem “çağkan’lar eskişehir’e gitmiş galiba.” diyor. “hmm.. öyle mi, aman salak ya o..” diyorum. zaten hiç de göresim yoktu onun o şapşırık suratını, gitsin işte orda eskişehir’de anneannesinin mahallesindeki çirkin kızların çantasını bağlasın sıraya, ben de rahat bi nefes alırım oh. hadi şu yaz tatili test kitabımızı çözelim çisem, çağkan da orda tembel teneke gibi gezsin, aptal, gitmişken kalsın orda. orada olmadığı bilgisini edindikten sonra orada oturmak tatsızlaşıveriyor benim için, çisem’in evine niye geldim ki sanki, ne güzel kendi evimde otururdum, üü zaten saat de kaç olmuş, ben gidiyim az sonra, annem merak etmesin, gene gelirim tamam mı. eve dönüş yolunda, gene de engel olamıyorum, evinin önünden geçerken, sanki işte tam da oracıkta, mesela balkondaymış. hani olur ya, görürsem diye korkumdan yürürken sadece önüme bakıyorum, adımlarımı hızlandırıyorum. ufacık bir karşılaşma ihtimaline karşılık kuşandığım, el altında bulundurduğum onca saldırganlığı yürürken dağılan bir kukla gibi ardımda bırakıyorum, işte şimdi tam anlamıyla mutsuzum. ilkokul dörtteyim ve o bacak kadar boyumla bu mutsuzluk halinden haz alıyorum. evin yakınındaki tekel bayisinden 1 kısa maltepe, 2 marmara alıyo.. yok be şaka, yerde bulduğum izmaritleri içe içe.. aman işte evin yakınındaki çocuk parkına gidiyorum, tabi o zamanlar adı çocuk parkı değil park, iki sallanıyorum salıncakta, tahteravalli falan derken, annem de akşam yemeğine patates kızartmış ki keyfim gıcır, dünya patlasa umrumda olmaz o derece.

*

bu kasvetli binanın önünden geçerken, sanki işte tam da şuracıkta, mesela on birinci katın şu penceresindeki (…)

*

“aman yarabbi! siz nerelerdesiniz hanımefendi? dün sizi göremeyince otelden ayrıldığınızı düşündüm. inanın öyle bir gülüşünüz var ki cana can katıyor. allah neşenizi eksik etmesin.”

*

neden tüm kabuslarımda elimde kalem ya da bardak gibi sert bir cisim oluyor. bak bu elinde tuttuğun cisim gerçek, rüya değil bu gerçek, diye bas bas bağıran bu edepsiz bilinçaltımı atsam atamam, satsam beş para etmez, nasıl yaşıycam ben bununla bi ömür boyu.

.

dördüncü gün

Cumartesi, Ekim 4th, 2008

.

sütliman

Cuma, Eylül 12th, 2008

.

dünyadaki son petal

Çarşamba, Şubat 27th, 2008

.

beyin kasisi

Pazartesi, Ocak 7th, 2008

.

3. şahsın ellerinden tutmak

Çarşamba, Mayıs 16th, 2007

.

assignment#3

Pazar, Mayıs 6th, 2007

.

sır

Cuma, Mart 30th, 2007

.

can yakma kültürü I

Cumartesi, Şubat 24th, 2007

.

volümetrik hesaplar

Salı, Şubat 20th, 2007

.

albino

Cumartesi, Ocak 13th, 2007

.

london bridge is falling down, my fair lady!

Pazartesi, Ocak 1st, 2007

.

optimum verimlilik ve zarafet yasası

Salı, Aralık 19th, 2006

.

distortion of that famous 15 minutes

Cuma, Aralık 8th, 2006

.

l’etranger

Salı, Aralık 5th, 2006

.