hüf.
Pazartesi, Ocak 30th, 2012
çocukluğuma dair annemle aramızda geçen bir diyaloğu hatırladım şimdi, daha yeni yani az önce, yapacak daha iyi bir şeyim olmadığı için de yazıyorum. gerçi diyalogdan çok monolog demek lazım. annem mutfakta yemek hazırlarken, açlıktan mı yoksa daha çok sabırsızlıktan mı bilmiyorum, tam tokatlık bir çocuk olurdum. “anne, ne zaman yiğcez?”, “anne, yemek pişti mi?, “anne, ne zaman pişçek bu yemekler?” “anne, ne zaman yiğcektik? beş dekkaya yenir mi?” annemdeki sabrın yüzde ufacığı bende olaymış. sabırsızlanıyorum, beklemekten nasıl canım sıkılıyo anlatamam, geberiyorum resmen. ama annemi de üzmek istemiyorum aslında, çok akıllı bi çocuk olduğumdan bu soruları sormadan önce anneme ufak bir uyarı yapardım: “dikkat dikkat, meraba anne, ben az sonra sana çok mızırdanıcam, ama sen sakın üzülme ve bana kızma, çünkü çok canım sıkıldı ve acıktım ve mızırdanmak istiyorum, sen beni ciddiye alma, tağam mı, mızırdanmak benim de hakkım, az soğra söyleceklerimden kendim dahil kimse sorumlu değildir, oldu, iği günler..” şu anda tam da bunu yapmak istiyorum. o kadar çok mızırdanasım var ki, ama kimsenin başını ağrıtmak istemiyorum. hani ağlarken dikkati dağılınca bi an susan, sonra kaldığı yerden aynı sinir bozuculukla devam eden çocuklar olur ya, heh işte onlardan olmak istiyorum bi süre. birisi ağzıma çarpsın ama şakacıktan. anne-babayla gidilen ev gezmelerindeki gibi sıkılıyo içim, yaşım 7-8. ne zaman gitçez? (bu son soru 5 dakikada bir tekrarlanıyor içimde, kolumu eteğimi çekiştiriyor)
